(Ele Geçirilemeyen Taraftar Grubu) çArşı Nokta Dergisinde...

+ AlapliForum » Spor Dünyası » Beşiktaş (Moderatörler: Yargıç, Kanca67, Beyazgölge, ahmet67)Konu:
|- (Ele Geçirilemeyen Taraftar Grubu) çArşı Nokta Dergisinde...
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: (Ele Geçirilemeyen Taraftar Grubu) çArşı Nokta Dergisinde...  (Okunma sayısı 440 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

tayfunkan

  • Ziyaretçi

Ele geçirilemeyen taraftar grubu:ÇARŞI!

Nokta dergisi zeka dolu eylemleri, birbirinden ilginç pankartları ve tarifsiz bir beraberliğin sergilendiği Beşiktaş'ın ünlü taraftar grubunu masaya yatırdı...

ALAZ KUSEYRİ - EKİN KARACA / NOKTA DERGİSİ

“Çarşı neye karşı? Zaten sloganında da var; kendine de karşı. Hiçbir zaman güçlünün yanında olmadık. Biz, haklı kimse onun koluna gireceğiz, dedik. Hayat felsefemiz de bu.”
Beşiktaş’ın efsanevi amigosu Alen Markaryan’ın bu sözleri aslında Çarşı’nın neden sıradan bir taraftar topluluğu olmanın çok ötesine geçtiğini de anlatıyor.
Çarşı’nın özgünlüğüne geçmeden önce onu ortaya çıkaran tarihsel koşullara bir göz atalım. Böyle bir grubun başka bir kulüpte değil de Beşiktaş’ta ortaya çıkması tesadüf değil. Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin aksine bir semt takımı. Komşu evlerde oturan, aynı kızlara aşık olan, aynı okulun sıralarında yan yana oturan, aynı mahalle takımında top koşturan, aynı kavgalara giren gençlerin takımı Beşiktaş. Diğer “iki büyük” Galatasaray ve Fenerbahçe’de durum böyle değil. Galatasaray, stadı nedeniyle Mecidiyeköy’e, içinden çıktığı lise nedeniyle de Beyoğlu’na ait. Fakat bu, Galatasaraylılık aidiyeti için yeterli olmadı. Keza Kadıköylülerin çoğunluğu Fenerbahçe’yi desteklese de Kadıköy denildiğinde herkesin aklına Fenerbahçe Kulübü gelmez.

3. İnönü Savaşı

Beşiktaş’ın semt dayanışması, 1980’lerde Çarşı’nın çığ gibi büyüyüp gelişmesinin temelini oluşturdu. O yıllarda İstanbul’un üç büyüklerinin maçlarını İnönü Stadı’nda oynaması ve bu nedenle Fenerbahçe ile Galatasaray’ın Beşiktaş’ta bulunan stada hâkim olma çabasına karşı Beşiktaşlı gençler, birlikte büyümenin verdiği kardeşlik duygusuyla harekete geçtiler. İşte bu mücadele, İnönü Stadı'nı Beşiktaşlıların yaparken Çarşı’yı da ön plana çıkarttı. Önce bu mücadelenin tarihine bir göz atalım.
İnönü Stadı’nda takıma en yoğun desteğin verileceği yer olması ve mükemmel akustiği nedeniyle “üç büyüklerin” taraftarı özellikle kapalı tribünü ele geçirmek için kıyasıya bir mücadele içine girdiler. Kapalıyı kapma kavgası önce yumruk yumruğa başladı. Ardından çakıyla başlayan silahlanma sopa, döner bıçağı ve satırla devam etti. Kavgalar, 1986’da Çarşı’nın Fenerbahçe Dereağzı Tesisleri’ni basmasına kadar gitti.
Sonraki yıllarda Fenerbahçe’nin maçlarını Kadıköy Stadı’nda, Galatasaray’ın da Ali Sami Yen’de yapmaya başlamasına rağmen taraftar kavgaları sürüp gitti. Ta ki Beşiktaş taraftarı Oktay’ın 1992’deki ölümüne kadar…
Bu olayın sarsıcı etkisiyle 1993’te “beklenen barış” gerçekleşti. Üç tribünün önde gelenleri Beşiktaş Abbasağa Parkı’nda bir araya gelip Kuran’a el bastılar ve bir daha kavga edilmeyeceğine dair yemin ettiler. Bundan sonra organize kavga ve büyük şiddet olayları yaşanmadı.
Bu barış anlaşmasının ardından şiddet yoluyla üstünlük sağlama, yerini yaratıcılığa bıraktı. 1993 İstanbul tribünlerinde adeta bir milat oldu. Nasıl kavga edileceğini planlayarak harcanan zaman pankart ve tezahürat hazırlamaya ayrıldı.

Püf noktası: Yaratıcılık

İşte Çarşı’nın sadece Türkiye’de değil, dünyada da ün kazanmasında bu süreçte ortaya çıkan yaratıcılıklarının payı çok büyük. Amigo Alen, “Sabah afyonum patlamamışken telefonum çalıyor, karşımdaki bulduğu tezahüratı söylemeye başlıyor. Daha ne diyeyim?” diye anlatıyor durumu. Maç günleri stadın yakınındaki Şairler Parkı’nda ve Kazan Birahanesi’nin çevresinde buluşan taraftarlar güncel olaylardan yola çıkarak yeni tezahüratlar üzerinde tartışıyor ve buldukları tezahüratları topluca ezberliyor. Hafta içinde ise genellikle Kartal Kafe’de buluşuluyor. Bunlara bir de geçen yıl düzenlenen tezahürat yarışması eklendi. Tüm Beşiktaşlıları bu yarışmaya davet eden Çarşı, böylece marş hazinesini de geliştirmiş oldu.
Tüm bunları gerçekleştiren insan gücünü ise Köyiçi, Abbasağa ve Dikilitaş mahallelerinde konuşlanmış 300–350 kişiden oluşan bir ekip oluşturuyor. Alen, Ayhan, Deve Erol, Kabataş Hakan, Optik, Sarı Murat, Cem, Yılmaz Çarşı’nın önde gelen isimleri arasında yer alıyor.

Kafanın tavana değdiği yer

Bu ekip, İnönü Stadı’nda kendine has bir yere sahip. Kapalı tribünde odayı andıran ve en yukarıda bulunan bölüme taraftarlar arasında ‘’Kafanın Tavana Değdiği Yer,’’ “Başın Arşa Erdiği Mekân’’ deniyor. Tribün içinde en yukarıda olması nedeniyle tüm tribüne yukarıdan baktığı için ve burada bağıran insanların kafasının neredeyse kapalı tribünün tavanına değmesi nedeniyle böyle bir isim almış. Buradan maç izlenmez, sahanın yüzde ellisi görülür. Çok sıcaktır. Koltuk yoktur. Orada tribünü sırtlayan cefakâr taraftarlar bulunur. Yeni tezahüratlar oradan çıkar. 20 kişi bağırır ve önündekileri yönlendirir. Oda gibi olması da oradaki insanlara aralarında plan yapma, tartışma, detaylı şekilde konuşma imkânı verir. Rakip takımın taraftarına yönelik kontra tezahüratlar da “Kafanın Tavana Değdiği Yer”den çıkar.
Stattaki konumu, tezahüratlarındaki yaratıcılık nedeniyle başka kulüplerde Çarşı’yı taklit eden ya da etmeye çalışan taraftar grupları da az değil. Ne kadar gurur verici olsa da Çarşı’nın sürekli taklit edilmesi Beşiktaş taraftarını rahatsız ediyor. Burada da yine Çarşı’nın yaratıcılığı ön plandaydı. Avrupa Komisyonu Başkanı Manuel Barroso’nun Türkiye’yi ziyareti sırasında, kendilerinin olup, bir hafta geçmeden Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarı tarafından “çalınan” tezahüratlar nedeniyle AB uyum yasalarından biri olan Fikri Mülkiyet Kanunu çerçevesinde hazırlanan dosyayı kendisine vermek istediler. Ama güvenlik duvarını aşamadılar.
Çarşı tezahüratlarının aynen kullanılmasında iş öyle bir noktaya geldi ki 3 Aralık 2006’da Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan karşılaşmada iki rakip takımın taraftarları birbirlerini Beşiktaşlıların sloganlarıyla alt etmeye çalıştı. Çarşı’nın cevabı hazırdı: Taklitlerimizden Sakınınız!
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BEŞİKTAŞ’A HEDİYE
Takım sevmek nereden başlar?Tribünde, sokakta, televizyon başında, kahvedeki bütün o insanların hissettiği şey “renklerine vurulmak”tan mı ibarettir? Hepsini aynı anda bağırtan, ağlatan şey sadece kaçan bi penaltı, elden giden bir maç, bir tur mudur? İnsanları gözleri dönmüşçesine sokağa çıkartıp, indirimli hat belediye otobüsünün kapısından sarkarak bayrak sallamaya zorlayan his nedir ki? Hangi süper zekâlı bilgisayar, hangi dehâ açıklayabilir bunu?
Peki Beşiktaş nedir öyleyse? Efsane midir? Kupaları müzesine sığmayan, başarıları “tarihe altın harflerle kazınmış”, tün takımlara kök söktüren bir kulüp müdür? Başarı ve istikrar âbidesi midir ya da? Bunların hiçbirinin gerçek olmadığını biliyoruz. Peki, “taraftarı, başarı getirir” tezine ne oluyor o zaman?
Doğru, bu tez vardır, ve çoğunlukla işler de. Çünkü takım tutmak, -asla kabul etmeyiz hiçbirimiz ama- biraz da başarı içindir. Başka türlü nasıl açıklarsınız, aslında üzerinde hiçbir emeğiniz olmayan şampiyonluklara çılgınca sevinme ihtiyacınızı? Yenilmiş takımın sahtekar, en büyüğün taraftar oluşunu? Biraz ego tatmini değil mi tüm bunlar? Kendine pay çıkartıp, kişisel başarısızlığın ağırlığından kurtulma çabası değil mi?
Ya Beşiktaş yine? “Hep başarı” mı diyor taraftar? Neden birileri hâlâ, bu takım son yıllarda elle tutulur hiçbir şey yapmadığı, şampiyon bile olamadığı hâlde onu desteklemeye karar veriyor? Hiçkimse, bir takım Barcelona’yı 3-0 yendi diye onu desteklemeye karar vermez. Hiçkimse, Galatasaray’ı yenip, Atatürk Kupası’nı aldı diye, o takımı tutmayı düşünmez.
Niye öyleyse? Başarı arzumuzu bile tatmin edemezken; niye Beşiktaş? Açıklayabilir misiniz? O bizim süper zekâlı bilgisayar açıklayabilir mi peki? Anlamak için, Beşiktaş’ı yaşamanız lâzım. Bir Pazartesi sabahı, Kabataş’ta vapurdan inip, Beşiktaş’a kadar yürümeniz lâzım. Stad yavaş yavaş gözüktükçe, sabahın soğukluğunda, güneşin çabaları bile yetersizken, ısınmanız lâzım. Kendinizi engelleyemezsiniz; durup seyretmelisiniz. Sağınızda deniz ve Dolmabahçe, karşınızda takımınız size bağlayanların en büyüklerinden: İnönü orada.
Ya da bir maç günü, sadece yürümek için çarşının içine girmelisiniz önce. Tüm dükkânlardan sarkan Beşiktaş bayraklarını görüp, takımınızı ve bir semti yaşamanın ne olduğunu hissetmelisiniz. Köftecilerin fazla mesai yapışını görmeli, etraftan gelen skor tahminlerini duyup, hepsine kendi içinizden yorumlar yapmalsınız.
Sonra yürüyüşe devam: Dolmabahçe. Boynunuzda atkınız, bütün o yolu bir anda karşınıza çıkacak olan o mâbedi görme ânını düşünerek katedersiniz. Etrafınızda yavaş yavaş stada doğru gelen simitçiler, çekirdekçiler... Nasıl bir aidiyet hissi olduğunu bilemezsiniz. Bir kişiye, bir aileye ait olmaktan öte birşey bu, siz, bir semte aitsiniz! Herşey sizin, ve siz oranınsınız! Orada sizi kimse yadırgamaz!
Sonra stada varış. Orada, İnönü’nün orada durup, kendinizi soyutlayıp bir süre etrafı seyretme zamanı. Normal bir zamanda, erkek değilseniz eğer laf atılmadan 1 saniye dâhi duramayacağınız o yolda, ya da herhangi biryerinde Beşiktaş’ın, boynunuzda atkınız varken saatlerce dikilseniz bile hiçbir şey olmayacak, sizi koruyacaklarıdr! Onlardan birisi olmuşsunuzdur, kimse dokunmaz size. Sadece içten bir şekilde bakıp, içlerinden “dünya ahiret bacımsın” diye geçirirler. İnanın, orada gerçekten güvendesinizidir.
Ve maç çıkışı, ya da öğlen iş arasında, ara sokaklardaki köftecilere girmelisiniz. Kartal heykelleri suratınıza çarpacaktır, evet: orada herkes Beşiktaşlıdır. Duvarlarda eskinin efsane kadroları, çerçevelenmiş maç biletleri, ve onlarca kartal figürü: her açıdan!
Beşiktaşlı olmak çok çok özel bir şey. Özünde sadece Beşiktaş’ı sevmelisiniz. Yenildikten sonra içinizdeki buruklukla başetmek zorunda olmadığınızı bilmeniz gerek ve de; bu da Beşiktaş’a ait bir şey, ve onu yaşamaktan korkmanıza gerek yok.Diğerlerinin şampiyonluk öyküleri bile sizi incitmez; sizde Beşiktaş ruhu var... Aidiyet var... Mâbediniz, semtiniz var...
Düşünün: Gece. Staddasınız. Karanlıkta, cimlerin ortasına uzanmış gökyüzüne bakıyorsunuz: Beşiktaş’ın gökyüzü. Bundan güzel neyin hayali olabilir? Beşiktaşınız dışında ne size böyle bir sahip ve ait olma hissi verebilir?...
Sayfalarca yazı ve fotograf. Birçırpıda okunası cok güzel yazı ve derlemeler.
Birkaç şeyi de paylaşmak istiyorum yazılarla alakalı.
• youtube!da en çok izlenenler arasında denmiş. Bununla yetinmemek lazım. Diğer takım taraftarları ekledikleri klipler izlensin diye “tags” diye tabir edilen bölüme beşiktaş, çarsı yazmaktadır. Yani kendi isimleri yetmemekte, rayting alabilmek için ismimizi kullanmaktadırlar. • Yaratıcılık! Taraftarın yaratıcılığına değinilmiş ancak bu konuda üniversite mezunlarının cok olmasına baglanmış. Okumuşlukla, meslek sahibi olmakla değildir bu yaratıcılık. Ne varsa içimiz de büyütttüğümüz sevgide var. Tarifi güç anlaması zor bu sevgi; yollara da düşürür ,ölümede götürür. • Bu sevgiden mütevellit değildir piskopatlığımız. Utanılacak birşeyde değildir. Serseri denilmiştir bize diyenide sevmişizdir. • Ermeni sorunu diye birşey yoktur ki inönü stadında çözümü bulunsun. İnsana insan olduğu için değer veren bu tribunler fransız teknik adamıda bağrına basıp inadına demiştir. • Beşiktaş’a halkın takımı olmaktan başka seçenek kalmadığını görürüz gıbı bır cumle var. Türkıyenın en buyuk taraftar gurubu olması bır yana, yaptıklarıyla herkesi kendıne hayran bırakan en buyuk rakıplerının evine konuk oldugunda bile kendi bestesıyle cevap verılen bızler secım yaparız bizden kalanlarla avunur diğerleri. • Takımın ısmıyle beraber anılan bir taraftar toplulugunun yada örgütünün yaptırım gücü yadırganamaz. • Heterojenlıgımızı oyle yonttuk kı homejen gıbı davranıyoruz. • Herbirimizin psikopattan cok mazoşist oldugu soylenebılır. Kımı zaman dogrudur. • Biz pankartımızla bestemızle kimi zaman şizofren kimi zamanda otistik yönumuzu koyarız ortaya. Bıreyiz bir butunuz hastalıgımızıda dozunda yaşarız... • Zararsızız!
Alaz Kuseyri - Ekin Karaca/Nokta Dergisi“Çarşı neye karşı? Zaten sloganında da var; kendine de karşı. Hiçbir zaman güçlünün yanında olmadık. Biz, haklı kimse onun koluna gireceğiz, dedik. Hayat felsefemiz de bu.” Beşiktaş’ın efsanevi amigosu Alen Markaryan’ın bu sözleri aslında Çarşı’nın neden sıradan bir taraftar topluluğu olmanın çok ötesine geçtiğini de anlatıyor. Çarşı’nın özgünlüğüne geçmeden önce onu ortaya çıkaran tarihsel koşullara bir göz atalım. Böyle bir grubun başka bir kulüpte değil de Beşiktaş’ta ortaya çıkması tesadüf değil. Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin aksine bir semt takımı. Komşu evlerde oturan, aynı kızlara aşık olan, aynı okulun sıralarında yan yana oturan, aynı mahalle takımında top koşturan, aynı kavgalara giren gençlerin takımı Beşiktaş. Diğer “iki büyük” Galatasaray ve Fenerbahçe’de durum böyle değil. Galatasaray, stadı nedeniyle Mecidiyeköy’e, içinden çıktığı lise nedeniyle de Beyoğlu’na ait. Fakat bu, Galatasaraylılık aidiyeti için yeterli olmadı. Keza Kadıköylülerin çoğunluğu Fenerbahçe’yi desteklese de Kadıköy denildiğinde herkesin aklına Fenerbahçe Kulübü gelmez.
3. İnönü Savaşı Beşiktaş’ın semt dayanışması, 1980’lerde Çarşı’nın çığ gibi büyüyüp gelişmesinin temelini oluşturdu. O yıllarda İstanbul’un üç büyüklerinin maçlarını İnönü Stadı’nda oynaması ve bu nedenle Fenerbahçe ile Galatasaray’ın Beşiktaş’ta bulunan stada hâkim olma çabasına karşı Beşiktaşlı gençler, birlikte büyümenin verdiği kardeşlik duygusuyla harekete geçtiler. İşte bu mücadele, İnönü Stadı'nı Beşiktaşlıların yaparken Çarşı’yı da ön plana çıkarttı. Önce bu mücadelenin tarihine bir göz atalım.İnönü Stadı’nda takıma en yoğun desteğin verileceği yer olması ve mükemmel akustiği nedeniyle “üç büyüklerin” taraftarı özellikle kapalı tribünü ele geçirmek için kıyasıya bir mücadele içine girdiler. Kapalıyı kapma kavgası önce yumruk yumruğa başladı. Ardından çakıyla başlayan silahlanma sopa, döner bıçağı ve satırla devam etti. Kavgalar, 1986’da Çarşı’nın Fenerbahçe Dereağzı Tesisleri’ni basmasına kadar gitti. Sonraki yıllarda Fenerbahçe’nin maçlarını Kadıköy Stadı’nda, Galatasaray’ın da Ali Sami Yen’de yapmaya başlamasına rağmen taraftar kavgaları sürüp gitti. Ta ki Beşiktaş taraftarı Oktay’ın 1992’deki ölümüne kadar…Bu olayın sarsıcı etkisiyle 1993’te “beklenen barış” gerçekleşti. Üç tribünün önde gelenleri Beşiktaş Abbasağa Parkı’nda bir araya gelip Kuran’a el bastılar ve bir daha kavga edilmeyeceğine dair yemin ettiler. Bundan sonra organize kavga ve büyük şiddet olayları yaşanmadı. Bu barış anlaşmasının ardından şiddet yoluyla üstünlük sağlama, yerini yaratıcılığa bıraktı. 1993 İstanbul tribünlerinde adeta bir milat oldu. Nasıl kavga edileceğini planlayarak harcanan zaman pankart ve tezahürat hazırlamaya ayrıldı.
Püf noktası: Yaratıcılık İşte Çarşı’nın sadece Türkiye’de değil, dünyada da ün kazanmasında bu süreçte ortaya çıkan yaratıcılıklarının payı çok büyük. Amigo Alen, “Sabah afyonum patlamamışken telefonum çalıyor, karşımdaki bulduğu tezahüratı söylemeye başlıyor. Daha ne diyeyim?” diye anlatıyor durumu. Maç günleri stadın yakınındaki Şairler Parkı’nda ve Kazan Birahanesi’nin çevresinde buluşan taraftarlar güncel olaylardan yola çıkarak yeni tezahüratlar üzerinde tartışıyor ve buldukları tezahüratları topluca ezberliyor. Hafta içinde ise genellikle Kartal Kafe’de buluşuluyor. Bunlara bir de geçen yıl düzenlenen tezahürat yarışması eklendi. Tüm Beşiktaşlıları bu yarışmaya davet eden Çarşı, böylece marş hazinesini de geliştirmiş oldu. Tüm bunları gerçekleştiren insan gücünü ise Köyiçi, Abbasağa ve Dikilitaş mahallelerinde konuşlanmış 300–350 kişiden oluşan bir ekip oluşturuyor. Alen, Ayhan, Deve Erol, Kabataş Hakan, Optik, Sarı Murat, Cem, Yılmaz Çarşı’nın önde gelen isimleri arasında yer alıyor.

Kafanın tavana değdiği yer:Bu ekip, İnönü Stadı’nda kendine has bir yere sahip. Kapalı tribünde odayı andıran ve en yukarıda bulunan bölüme taraftarlar arasında ‘’Kafanın Tavana Değdiği Yer,’’ “Başın Arşa Erdiği Mekân’’ deniyor. Tribün içinde en yukarıda olması nedeniyle tüm tribüne yukarıdan baktığı için ve burada bağıran insanların kafasının neredeyse kapalı tribünün tavanına değmesi nedeniyle böyle bir isim almış. Buradan maç izlenmez, sahanın yüzde ellisi görülür. Çok sıcaktır. Koltuk yoktur. Orada tribünü sırtlayan cefakâr taraftarlar bulunur. Yeni tezahüratlar oradan çıkar. 20 kişi bağırır ve önündekileri yönlendirir. Oda gibi olması da oradaki insanlara aralarında plan yapma, tartışma, detaylı şekilde konuşma imkânı verir. Rakip takımın taraftarına yönelik kontra tezahüratlar da “Kafanın Tavana Değdiği Yer”den çıkar. Stattaki konumu, tezahüratlarındaki yaratıcılık nedeniyle başka kulüplerde Çarşı’yı taklit eden ya da etmeye çalışan taraftar grupları da az değil. Ne kadar gurur verici olsa da Çarşı’nın sürekli taklit edilmesi Beşiktaş taraftarını rahatsız ediyor. Burada da yine Çarşı’nın yaratıcılığı ön plandaydı. Avrupa Komisyonu Başkanı Manuel Barroso’nun Türkiye’yi ziyareti sırasında, kendilerinin olup, bir hafta geçmeden Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarı tarafından “çalınan” tezahüratlar nedeniyle AB uyum yasalarından biri olan Fikri Mülkiyet Kanunu çerçevesinde hazırlanan dosyayı kendisine vermek istediler. Ama güvenlik duvarını aşamadılar. Çarşı tezahüratlarının aynen kullanılmasında iş öyle bir noktaya geldi ki 3 Aralık 2006’da Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan karşılaşmada iki rakip takımın taraftarları birbirlerini Beşiktaşlıların sloganlarıyla alt etmeye çalıştı. Çarşı’nın cevabı hazırdı: Taklitlerimizden Sakınınız!
« Son Düzenleme: Temmuz 04, 2010, 05:46:53 ÖS Gönderen: tayfunkan »

Seo4Smf Tagleri:
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
36 Yanıt
2768 Gösterim
Son İleti Şubat 26, 2010, 09:22:55 ÖS
Gönderen: AnıLİstYeniköy
9 Yanıt
967 Gösterim
Son İleti Mayıs 29, 2008, 07:47:57 ÖS
Gönderen: SonOsmanlı
8 Yanıt
1020 Gösterim
Son İleti Mart 07, 2009, 11:49:52 ÖS
Gönderen: tepeköylü_67
2 Yanıt
453 Gösterim
Son İleti Eylül 15, 2010, 01:49:11 ÖS
Gönderen: karaelmaskentli
0 Yanıt
289 Gösterim
Son İleti Mayıs 09, 2010, 02:17:55 ÖS
Gönderen: tayfunkan