ALAPLIDA YAYINLANAN HAFTALIK SINIR GAZETESİNDE AYINLANAN YAZ

+ AlapliForum » Her Telden... » Serbest Kürsü (Moderatörler: Yargıç, SonOsmanlı, kanuni67, Kanca67)Konu:
|- ALAPLIDA YAYINLANAN HAFTALIK SINIR GAZETESİNDE AYINLANAN YAZ
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: ALAPLIDA YAYINLANAN HAFTALIK SINIR GAZETESİNDE AYINLANAN YAZ  (Okunma sayısı 346 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

kyazici

  • Binbaşı
  • ***
  • 174
    İleti
  • PRESTİJ +0/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • NE AB NE ABD TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE
    • E-Posta
YENİDEN MERHABA……   19.11.2006

Bundan aşağı yukarı bir yıl kadar önce yine böyle bir başlıkla sizlerle buluşmuştum.Adeta başıma gelecekleri biliyormuşçasına bu beraberliğimizin ne kadar süreceğini belirleme hakkım  olmadığını  sizlere söylemiş ve  Alaplı  gibi küçük yerleşim birimlerinde gazetecilik yapmanın  zor olduğunu, kafa kol ilişkilerinin ve  maddi  çıkarların her zaman  insanların  temel değerlerinden olan  inanma ve  dürüstlük gibi temel olguların önüne  geçebileceğine işaret etmiştim.Bu söylediklerim inanın aynen çıktı ve ben yazı yazmadan mahrum kaldım.Bu tür  olumsuz ve ahlak sınırlarını aşan  olaylar bundan  beş on sene öncede oluyordu.Ancak bu  olaylar bu kadar yalın ve sıklıkla  tekrarlanmazdı..Tekrarlanmadığı gibi kendini ve elindeki imkanları  toplum çıkarlarının önüne geçiren  sözüm ona patron camiadan dışlanır  ve yaptığı  yanlışla baş başa bırakılırdı.
Ne varki  son  üç dört yıldır bu tür satılmalar ve satın alınmalar o kadar yoğunlaştı’ki ve o kadar sıradan bir olay haline getirildi’ki  insanın midesi bulanıyor ve insan insan olduğundan utanıyor.Tabii   bu deyişim insanım diyen insan için. Şöyle bir gözlerinizi kapatın ve dört yılı  gözlerinizin  önüne getirin.Siyasi literatürümüze giren o kadar pis kokan deyimlerin türediğini göreceksiniz’ki  şaşırıp kalacaksınız.Tabii  bu deyimin birde eyleme yansıyan duruşu var.İşte o duruş  bizleri yani halkı  açlık,yokluk ve yoksulluk olarak vuruyor….
.İnsanların gözlerinin içine bakarak simit ve makarna hesabından yola çıkarak  kişi başına gelirin arttığını söyleyenler’mi isterseniz,sanki kendi babasından  miras kalmış gibi  büyük bir miras yedi havalarında babalar gibi satarım diyenler’mi ararsınız,cenaze namazlarında dolandırıcılarla ülkeyi yönetenlerin aynı saflarda çekilmiş fotoğraflarını’mı ararsınız,Türkiye Cumhuriyetinin bir bakanını  danimarkada havaalanında durdurp üzerini arayan ve etrafındaki maiyeti ile  kırk dakikaya kadar durdurup ne olursanız olun ben sizi arayacağım diyen gümrük polisinin bu tavrına sessiz kalıp  yanlış anlaşılma oldu diyecek kadar pişkinlik gösterenler’mi ararsınız,Fransada ermeni soykırımı  yoktur diyenlerin bir yıl hapis cezası ile cezalandırılacağı tasarı yasallaşırken ses çıkarmayan daha sonra AB yalakası  basın aracılığı ile Fransa Cumhurbaşkanı  benden özür diledi,senatoda geçmeyeceğine dair bana söz verdi  diyen,daha sonrada konuşma bandları çözümlendiğinde hiçte öyle şeylerin konuşulmadığının anlaşılması üzerine hiç kızarmayan  yöneticiler’mi istersiniz,Ankaranın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınırım diyenler’mi ararsınız,Şehit annesine dil uzatan,askerlik yan gelip yatma yeri değildir diyenler’mi ararsınız,Emekliye ve memura yüzde üç zam yaparken hiç vicdanı sızlamayan,bu adamı delikten süpürmeyin kullanın diyenler’mi ararsınız,başbakanlık makamına; artistlikyapma,anneni gönder gibi deyimleri sokanlar’mı ararsınız. Tüm bu oluşumlar birkaç yıllık ve sahifeler dolusu  yazı konusu edilebilinecek türden…
Alaplıdan başladık Ülkenin gündemine geldik.Bu çok tabi Alaplı’da Türkiyenin bir ilçesi değimli.Ne demişler;
 Balık baştan kokar,,,,,,

İşte böyle sevgili okuyucular.Ülkemizin genel durumunu  yerimin izin verdiği ölçüde anlatmaya çalıştım.Gelecek hafta’da alaplı’dan haberlerim ve yorumlarım olacak sizlere.Onlarıde beraberce tahlil eder ve nelerin nasıl olduğunu birlikte okuruz,satır aralarını’da dikkate alarak…
Sevgilerimle…..


SON ZAMANLARDA ALAPLI ve ALAPLIDA OLANLAR


Merhaba sevgili okuyucular.Ben alaplı’ya 1992 yılının temmuz ayında yerleşen ve o günden bu yana kendini Alaplı’lı olarak gören birisiyim.Benimle beraber  koşut tarihlerde veya benden önce Alaplı’ya yerleşmiş olanların çoğunun kenti,  kendi standartlarına yanıt vermediğini belirterek terk etmiş  olmalarına rağmen  ben ısrarla burada yaşamaya devam kararı almış birisiyim.İnanın bunda’da çok samimiyim.Bu temel üzerinden yola çıkınca’da   Alaplı adına  yapılan doğruyu yanlışı takdir veya eleştirme hakkını  kendimde  görüyor,bu hakkımıda kullanmak istiyorum.

Ben Alaplı’ya geldiğim ilk yıllardan bu yana üç adet belediye başkanının yönettiği  bir süreci yaşadım ve halada yaşamaya devam ediyorum.Sizinde malumunuz olduğu üzere bu sürecin son iki evresinde Syn.Çatıroğlu görevde bulunmakta.Yerimin darlığı nedeniyle  Syn.Çatıroğlu dışındaki  yerel yöneticileri  konuşamayacağım.Ancak  şimdiki yerel yöneticimizi diğer yerel yöneticilerimizden ayıran  bir özellik var’ki iki dönem üst üste seçilmiş olması ve halen  görevde bulunması.Bu  düz mantıkla şöyle yorumlanabilir.Demek’ki  halk kendisinden ve verdiği hizmetlerden memnun kalmış’ki ikinci kez aynı  görevi kendisine vermekte bir sakınca görmemiş.Tıpkı Ereğli Belediye Başkanı  Syn.Halil Posbıyık gibi.Syn Aydın Güngör gibi.Ancak isimlerini zikrettiğim iki ayrı yerleşim birimlerinin  yöneticilerinin performans ve hizmet anlayışlarında ilk dönemlerinde’ki şevk ve  heyecan aynı tempoda devam etmekte.Bu süreci  bizim kentimizi yöneten Belediye Başkanımız için maalesef söylemekte  zorlanıyorum.

Syn.Çatıroğlu ilk göreve başladığı  döneminde deneyimsiz olmasına rağmen alaplı halkına kim ne derse desin hizmetler götürmüş ve halktanda takdir toplamıştır.Bunun sonucu olarak aynı göreve ikinci kez getirilmiştir.En azından vitrine bakınca görünen budur..Ancak ikinci dönemi  pek başarılı değildir.Alaplı için söz verdiği yatırım ve  kentsel dönüşüm projelerini  iktidar partisi  üyesi olmasına rağmen  bu  avantajı kullanarak yaşama geçirememiştir.Şimdi bazılarınız doğal gaz ve kanalizasyon yatırımlarını gündeme getirebilirsiniz.Onda sayın Başkanın  bir  dahli yoktur.Doğal gaz projesi hükümetin yatırım politikası gereğidir.Daha önceki zamanlarda doğal gaz üreticisi ülkelerle yapılan yanlış antlaşmalar sonucu tüketemediğimiz gazın parasınıda ödemek zorunda bırakıldığımız için böyle bir program içine girilmiştir.Yoksa Alaplı en az bir yirmi yıl daha doğal gaz göremezdi.Kanaliasyon projesi İller bankasının programı içerisinde yürüyen ve mali  katkısı yine aynı banka tarafından finanse edilen bir alt yapı hizmetidir.
 
Gelelim  toplu taşımacılık hizmetlerinin özelleştirilmesine;Özünde doğru alınmış bir karardır.Ancak  uygulamada yanlışlık ve aksaklıklar vardır.İşin yargıya götürülmesi ve TBMM’de gündem oluşturması bu kanaatimi güçlendirmektedir.Adeta bir tekelleşmeye gidilmiş ve halk  bir grub taşıyıcının insafına terk  edilmiştir.Aynı zamanda   konu ile ilgili halk arasında  hoşnutsuzluk dillendirilmektedir.İnanmayan haklın arasına girer ve araştırabilir.

İnsanların geçim sıkıntısı çektiği ve Pazar yerlerinde   atılmış  sebzeler topladığı  bir dönemde BİM’in ikinci bir şube açma  isteğini reddeden mantığın ve mantığın sahiplerinin bu gerekçelerinide bu halka anlatma zorunluluğu vardır.Şayet anlatılmıyorsa insanlar  doğru veya yanlış bir takım gerekçeler üretebilirler.Örneğin Syn.Başkanın esnafın direnişine  teslim olduğu  söylentisi gibi.Kanımca pekde haksız sayılmazlar.Çünkü sayın Başkan bundan  bir yıl kadar önce esnafa kaldırım işgalini yasaklamış ne hikmetse bu kararının takipçisi olamamıştır.Syn.Başkan Alaplının sadece esnaflardan olduğunu  düşünüyorsa yanılıyor demektir.BİM konusunda gösterdiği kararlılığı Pazar yerinin taşınmasında gösteremediği yönünde olumsuz söylentilere neden olmaktadır.
Son zamanlarda sunum adı altında ilgili üniversiteden getirttiği kişilere hazırlattığı projeyi ilçede faaliyet gösteren siyasi parti yöneticilerine onlar adına üzülerek söylüyorum kabul ettirmiş gibi görünmektedir, en azından o  sunuma katılmak bu anlama gelir.Siyasi parti temsilcilerinin düştüğü bu açmaza halk düşmemiştir.Fakat konu sadece  bir zaman kazanma hesabıdır.Çünkü göreve geldiği ilk günden bu yana bu proje  soluk alınmak istendiğinde gündeme getirilmekte ve ondan sonra bizzat kendileri tarafından tekrar unutturulmaktadır.Yani  bu projenin bugünkü anlayışla yaşama geçmesi bir ütopyadır yani ham bir hayaldir.

Syn.Başkanın dilinden düşürmediği bir söylemini’de anımsatmak istiyorum.Syn Başkan şöyle diyordu;Alaplı bizim dönemimizde Çagdaş bir kent olacaktır.Maalesef buda olmadı.Tam tersine mevcut statükosunuda koruyamayıp geriye gitti.İnsanların  toplu yaşam alanı olarak  kullandıkları  alanlara,  ortaçağ şehirlerinde bile görülmeyen tarzda yapılan ekim amaçlı talana göz yumdu ve yummaya devam etmekte.Bugün havaların soğuduğu şu günlerde evlerimizin içinde sinekler  görüyorsak bunun nedeni  o talanlar sonucudur.Bu yapılan  talana göz yumanlar benim yaşam alanlarını kullanma hakkımı nereye koyuyorlar merak ediyorum doğrusu.

İnsanlara  vaadlerde bulunarak göreve talip olanların göreve geldikten sonra  mazaret üretme değil hizmet etme sorumluluğu vardır.Sözüm ona şehrimiz bizim dönemimizde çağdaş kent veya mega kent olacaktır  diyenler Ramazan Bayramının birinci gününden  tatilin bitip mesainin başladığı ilk günün son saatlerine kadar  sitelerde  oluşan  ve birkaç bloğu etkileyen su kesilmesinde  koydukları  hizmet anlayışı hangi mantıkla izah edilebilinir.Tek izahı vardır o’da sorumsuzluğun ve lakaytlığın daniskasıdır.İnsanların ellerinde bidonlarla su aramaya gidişleri çağdaşlıkla veya ona benzer değerlerle ifade edilemez.Bu olayı çözemeyenler inandırıcılıklarını kaybederler.

Daha yazacak çok şeyler olmasına rağmen yerimin ölçüsü bu kadarına izin vermekte.Peki  sadece kendisini uyarmak ve göremediği veya gösterilmek istenmeyen  sorunların çözümünde  ana hatlarıyle ikinci dönem de başarı grafiğinin düşüşte olduğunu anlattığımız   Syn.Başkan’dan başka sorumlu yada sorumlular yokmudur.Tüm sorumluluk sadece kendisine aitmidir.Asla.Bizlerin  vurdum duymazlığı , elbet biri sahip çıkar bana ne anlayışı  o mevkilerdeki insanları rehavete ve hatta  başka yönlere  kanalize edebilir..

Gelecek hafta  buluşmak üzere….
Sevgilerimle…  29.11*2006


BOLİVYA’daki ÇİFTÇİ’ye TOPRAK,
ALAPLI’daki ÇİFTÇİ’ye HACİZ


Bolivya’da   halkın özgür iradesi ile seçilen, devlet başkanı geçtiğimiz hafta içerisinde  parlementosundan  topraksız köylüye bedava toprak dağıtımını öngören yasayı geceyarısı toprak  ve büyük çiftlik sahiblerinin muhalefetine, hepsinden’de  önemlisi ABD’nin  el altından milyonlarca dolar akıtarak engelletmek istemesine rağmen yasayı  geçirdi.Bizi yönetenler’ise genellikle  meclisteki gece yarısı sonrası mesailerinde halkın çıkarına olmayan yasaları çıkartmak için uğraşırlar.17.Ağustos depreminin yarattığı şoku yaşayan TÜRK halkına rağmen dönemin Sosyal güvenlik Bakanı Yaşar OKUYAN  gece yarısından sonra emeklilik yaşını düzenleyen yasayı gümrükten mal kaçırır gibi genel kuruldan geçirivermemişmiydi ? Neyse asıl konumuza dönelim.Adı geçen ülkenin devlet başkanı yemin töreninden  sonra ilk iş olarakda kendi maaşını yüzde elli oranında düşürmüştü.

Konuya böyle başlamamın nedenine gelince;gazetemizin geçen haftaki sayısının  birinci sahifesinde adeta sür manşet olarak yayınlanmış bir haber  vardı.Haberde Alaplı Çiftçisinin  ödeyemediği krediler yüzünden icralık olduğu   belirtiliyor, gazete her iki tarafın görüşlerini içeren tarafsız gazetecilik ilkesi örneğini  sergileyerek gelişmeleri  okuyucuya duyuruyordu.Alaplı’lı çiftçinin  başına  şimdi gelen bu icra olayı maalesef Anadolu çiftçisinin yıllardan beridir başında ve halende sürmekte ve  olay bu şekilde giderse sürecekte.Peki Alaplı çifçisini şimdi vurmaya başlayan ancak Anadolu çiftçisini epey bir süredir mağdur eden bu olayın  nedenleri  ve perde arkasında’ki acı  gerçekler ne…Bu olayı irdelemek için önce Alaplı çiftçisinin gerçeklerini daha sonrada Anadolu çiftçisinin  gerçeklerinin altını ayrı ayrı çizmekte yarar var.Olay ancak bu yöntemle daha iyi anlaşılabilir.

Alaplı çiftçisinin bir bölümü toprakla bağını koparmadan aynı anda yöredeki sanayi kuruluşlarında’da emeğini satarak geçimini sürdürürken,bir bölümü ise esnaflık yaparak yaşamını sürdürüyordu,bu halende böyle.Benim kendi kişisel kanım bu kategoriye giren insanlarının büyükçe bir bölümünün icra ile sorunlarının olmayacağı.Ancak gelirini sadece topraktan ve hele hele fındıktan sağlayanlar için böyle bir iyimser tablo çizmek  pek olası değil.Çünkü  bir yıl emek vererek  elde ettikleri ürünleri maalesef  bu sene  uluslararası sermaye ile bağlantıları olan kişilerce bilerek  değerinin çok çok altında ellerinden alınmak istendi ve sonundada başarıldı gibi görünmekte.İşte bu bölüme girenler ve sayıları gerek Alaplıda gerekse ülke genelinde oldukça fazla olanlar icralık oldular.Çünkü kendilerine iyi bir taban fiyatı vereceklerini söyleyenler kendilerini  kandırdı.Bu’da hesabların alt üst olmasına neden oldu.Peki bu tarım kredi kooperatif yetkilisinin söylediği gibi kendi akılsızlıklarından dolayımı başlarına geldi.Tabiiki  hayır.Bu yanıt işin kolaycılığına kaçmak demektir.Bu seneye kadar akıllı olan toprak emekçileri bu senemi akıllarını kaybettiler?

Şimdi geleli Türkiye gerçeğine…….

Tüm bu çaresilik ve sorunlar yumağının ardındaki en büyük vebal 57.Hükümet  (Mesut YILMAZ,Bülent ECEVİT,Devlet BAHÇELİ )döneminde başlamış ve ondan sonra iktidara gelen ve halende iktidarını sürdüren hükümetin yaptığı icraatlerle bu günkü konumuna maalesef  gelmiştir.Peki  57 hükümet bu konuda neler yapmıştır.Kısaca sıralayalım.Bu hükümetin zamanında AB’ye uyum yasaları adı altında bu ülkenin tarım emekçilerinin ürettikleri ürünlerine kotalar konulması  kabul edilmiş,bu konu ilgili bakanlık tarafından  sürekli  denetim altında tutularak çiftçiyi çökertmenin ilk adımları atılmıştır.İşte o günden sonra büyük sanayi şehirlerine göçler başlamış,göç edilen  o şehirlerde sorunlar yaşanmaya başlamıştır.Toprağını terk edip  göç zorunda kalan insanlar büyük şehirlerin  büyük tuzaklarında adeta esir alınmış düşük ücretlerle çalışmaya zorlanmışlardır.Bu olgu bugünde aynı hızla sürmektedir.Bu olgunun adı Liberal ekonomidir.Kısa tabiriyle bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler  ideolojisidir.Bu liberal ekonomi dayatmasının mimarı başta Kenan Evren olmak üzere Turgut Özallardır.Ve işin en acı yanı  bu  ideoloji o günden bu yana acımasızca devam etmektedir.Bize çiftçinizi sübvanse  etmeyin (desteklemeyin) diyenlere bir babayiğit çıkıpta bize böyle bir formul dayatıyorsunuz ancak siz kendi çiftçinizi sürekli sübvanse ediyorsunuz deme yürekliliğini maalesef bugüne kadar gösterememiştir.On beş günde on beş yasa çıkardık diye övünenler,Kemal Derviş bu ülkenin en büyük şansıdır diyenler,Telekomun satışına onay vermeyen kendi bakanını görevden alanlar gözlerimizin içine baka baka bugünde içinde bulunduğumuz felaket senaryolarını eleştirmek   gücünü yüzleri kızarmadan gösterebilmektedirler.Bu olayların miladında  yani başlangıcında sizler olacaksınız ondan sonrada bugünküleri  eleştireceksiniz.Bana pek normal gelmediği gibi, şu atasözümüzü anımsatıyor:

Tencere dibin kara,benimki senden kara

Peki bugün ülkeyi yönetenler bu olumsuz gidişi durduracak herhangi bir tavır içerisindeler’mi yoksa tam gaz aynı yolda gitmektemiler ?Tabiki  gitmektedirler.AB sevdalıları hala kendi ülkesinin  çıkar ve menfaatlerini görmezden gelmekte.  bilinçli olarak sessiz kalmayı dik duruş,onurlu girişolarak adlandırmaktadırlar.
Türkiyenin  neresine giderseniz gidin tüm toprak emekçileri  size dert yanacaklardır.Doğu Karadenizli çayının ve fındığının  para etmediğini anlatırken,Trakyali çiftçi ayçiçeğinin  değerinin düşürüldüğünü söyleyecek,Çukurovalı pamuk üreticisi Yunanistan’dan ilk kez bu yönetim döneminde ithal edilen pamuk yüzünden ürününün tarlada kalmasından şikayet edecek,Şeker pancarı üreticisi Orta Anadolu köylüsü, size Cargill’i gözleri yaşarak anlatacak,İç Anadolu  köylüsü buğdayının değerinin altı kilo buğday karşılığı bir litre mazot alacak kadar düşürüldüğünü bilgece söyleyecektir.
Tüm bu yaşananlar bir hatanın bedeli olmadığı gibi mağdur edilen insanlarımızın hiçbir kabahatide yoktur.Peki kabahatli kim yada kimlerdir?

Emperyalizm ve onun şimdiki yeni versiyonu olan küreselleşmenin  araçları olan İMF,Dünya Bankası,Nato,AB,ABD’den çözüm üretmesini bekleyenler ve dinler arası diyalog masalına inananlar,ılımlı İslam dayatmasına sarılanlar ve yan kuruluşlarına  karşı dik durmayı  beceremeyenlerdir…

Sevgilerimle…  06.12.2006





ALAPLI ATALAY LİSESİ
VE
AKP İLÇEBAŞKANI
13.12.2006


Geçtiğimiz hafta içerisinde Syn.Kemal Ersöz’ün biten  Alaplı  balıkçı barınağın’da kameralar önünde yaptığı  basın açıklamasını izledim.Devletin ve onun kurumlarının   halkın birikimlerini nasıl har vurup harman savurduğunu bir kez daha yetkili bir kişinin ağzından işitmiş oldum. Kemal Ersöz’ü çalışma hayatımdan bu yana tanırım.Kendisinin gerek  şahsiyeti  gerekse emekçi kimliği bu güne kadar’ki siyasi ve sosyal yaşamında en ufak bir şaibe oluşturmamıştır.En azından ben böyle düşünüyorum.Ancak aşağıda değineceğim konu  kendisi tarafından ele alınmalı ve ivedilikle çözüme kavuşturulmalıdır..

Oğlumun öğrencisi olduğu Atalay  lisesine geçtiğimiz günlerde durumunu öğrenmek maksadıyle yaptığım ziyarette yaşadıklarım ve gördüklerim beni şaşırttı.Şaşırtmasının iki nedeni vardı.Birincisi;AKP’li yerel yöneticilerin hiç ağızlarından düşürmedikleri alaplıyı  çağdaş bir kent yapma idealleri söyleminin sadece laf’u güzaftan ibaret olduğunu  görmek,İkincisi’ise Ankaradan estirilen   hizmet yapmak için  göreve geldik nutuklarının’da sadece insanları  etkilemek için kullanıldığını, yani teorinin pratiğe yansımamasının en açık halini hissetmemdi..

Okula yaptığım ziyarette  ders arası teneffüslerin üç dakika ile sınırlandırıldığını gördüm.Yaptığım kısa bir araştırma şayet böyle olmazsa öğrencilerin gecenin geç vakitlerine sarkacak eğitimlerinin  çocukların evlerine daha geç vakitlerde ulaşacaklarını,yarınki derslerine hazırlanmalarını zorlaştıracağı ekseninde  düğümleniyordu.Syn.Ersöz şimdi size soruyorum;bu üç dakikalık yani 180 saniyelik ara teneffüste öğrenciler hangi gereksinmelerini karşılayabilrler.Okuldan bir yetkiki derslerde acıkan çocukların ders içerisinde bu ihtiyaçlarını devam ettirmelerine çaresiz olarak göz yumduklarını ifade etti.Böyle bir okulda eğitimin kalitesini size anımsatmak benim görevim.

Olaya öğretmenler açısından bakacak olursak tablo dahada berbat.Yaklaşık kırk beş dakika ders anlatan yani gırtlak patlatan bir öğretmen,haklı olarak on dakika  odasına çekilip çayını yada diğer  ihtiyaçlarını karşılamak ister.Fakat ne yazıkki    bu hakkından  mahrum.Çünkü doğal olarak onada  tanınan teneffüs süresi üç dakika.Syn.Ersöz şöyle bir geriye dönün ve  çalışırken çay molalarımızın uzatılması için işverene yaptığımız baskıları  bir düşünün.O eylemlerde sizde vardınız ve bizim süremiz üç dakika değil on dakika’idi ve bizler on beş dakika olmasını istiyorduk,yemek paydoslarının uzatılması taleplerimiz’de vardı.Ve biz bunların hepsini o zamanki  erdemir işverenine kabul ettirmiştik.Ben şimdi size soruyorum adı geçen okulda eğitim gören  öğrencilerin ve eğitim veren öğretmenlerin  kabahati ne?O okulda  eğitim gören çocukların başarı düzeyleri öğretmenler kendilerini parçalasalar dahi  ne  kadar olur?Şimdi siz kendi kendinize  bunları anlatacak makam ben değilim diyebilirsiniz.Ama öyle değil bana göre o makam sizsiniz.
Şöyleki;

Erdemir özelleştirilmeden önce sizden bir yer göstermenizi istedi.Ancak her nedense bu konuya süratle eğilmediniz.Orasımı olsun burası’mı olsun derken Erdemir özelleşti.Sizler  Yeni Genel Müdüre gittğinizde aldığınız yanıtı biliyorsunuz.Yani gemiyi kaçırdınız.Bu altın fırsatı neden değerlendiremediğinizi en azından velilere anlatmak zorundasınız.
Tepe köyde bulunan okul yıkıldı ve tek kat haline getirildi.Kamoyundaki fısıltı gazetelerine göre’de başka bir amaca tahsis edileceğine dair söylentiler var.Büyük olasılıkla’da öyle olacak

Yerimin darlığı nedeni ile  bu kadarı ile yetinmek zorundayım.Yazacak daha çok şeyler olmasına rağmen..

Alaplı  Atalay Lisesinde okuyan öğrencilerin,eğitim vermeye çalışan fedakar öğretmenlerin ve  tüm velilerin sizden bir isteği var.Bu okulda yaşanan sıkıntılı ve sancılı durumu çözmeniz için  gerekeni yapmanız.Çünkü İktidar Partisinin İlçe Başkanısınız…Bu nedenle’de bu sorunu çözmek zorundasınız.En azından ben size diğerlerinden fazla güveniyorum..

Sevgilerimle….

ALAPLIYI ÇAĞDAŞ BİR KENT YAPACAĞIZ MASALI
VE
DSP İLÇE TEŞKİLATI….

Alaplı’da yayımlanan günlük ve haftalık gazetelerin hemen hemen her sayısında yukarıda’ki başlıkla taçlandırılmış ve alt yazılarlada bir güzel süslenmiş  yazıları hemde birinci sahifelerden okuyoruz
İşin garibi biz okumaktan bıktığımız halde yetkili ve etkili kişiler aynı şeyi tekrarlamaktan maalesef bıkmıyorlar.Peki bu davranışlarını inatla niçin sürdürüyorlar.Sebebi gayet basit :

Hizmet vermede acz içindeler.Kamu oyunda kendilerine karşı oluşan olumsuz ortamı kırmak
İçin  ellerinde  hiçbir proje yok.İşin en acı yanlarından biride karşılarında kendilerini  ikaz edecek veya uyaracak etkin bir muhalafet te yok.Yani diğer siyasi partilerde sessizlik içinde bizler gibi olayları sadece ve sadece seyrediyorlar.Ya’da yerel basını  çaylı,pastalı bir ortamda,asıl şikayet konusunun merkezinden uzakta misafir ederek birkaç cılız açıklama ile durumu  idare etmeye çalışıyorlar.Yani günü kurtarmaya çalışıyorlar..Aslında yapmaları gereken bu değil,tam aksine Alaplı gibi küçük ve kapalı yerleşim alanlarında bizzat halkla direk temas kurma yolları daha kolay olmasına rağmen sorunlu unsurlarıda arkalarına alarak ve sorunun kaynağında muhalefet yapmaları siyaset etiği ve bilimi açısından en uygun davranış olmasına rağmen yapmıyorlar,yada yapamıyorlar.Bana sorarsanız yapmak istemiyorlar.Çünkü tam bu noktada klasik tabiri ile kasaba politikacılığı  tüm argümanları ile devreye giriyor.

Peki nedir kasaba politikacılığı diye soracak olursanız;
Kasaba politikacılığı  Alaplı gibi küçük ve dışarıdan göç almayan yerleşim birimleri için kullanılan bir deyim  olup,herkesin birbirini tanıdığı,feodal yapının egemenliğini sürdürdüğü ve bundan dolayı tüm günlük,siyasi ve politik ilişkilerde o yapının getirdiği kuralların egemen olması,yani  selam sabahın, akraba ilişkisinin, yarın ne olursa olsun yüzyüze bakacağız bu nedenlede biribirimizi fazla hırpalamayalım felsefesinin  her şeyin üstüne çıkmasıdır.

Tüm bu saydığım  unsurlar maalesef alaplıda  mevcuttur.

Alaplı’da bu saptamanın dışında kalan iki siyasi parti ilçe teşkilatı vardır.Biri AKP ve onun ilçe başkanı,diğeri’ise DSP dir.DSP’nin hem ilçe başkanı,hemde İlçe sekreteri bildiğim kadarı ile benim gibi dışarıdan gelmedir.Sakın yanlış anlaşılmasın ben bu tahlili yaparken şovenist ve bölgeci bir amaç ile yapmıyorum.Bana göre alaplıda yaşayan nereden ve hangi bölgeden gelirse gelsin burada yaşadığı sürece en az alaplının yerlileri kadar alaplılıdırlar.Ben öyle düşünüyorum.Beni asıl gelmek istediğim nokta şu;

AKP bu gün Türkiyeyi yöneten veya yönetmeye çalışan bir siyasi parti olup,onun yasal uzantısı olan ilçe teşkilatı doğal olarak kendi kendine muhalafet etmez.Bizim siyasi  lieteratümüzde maalesef böyle bir değer  ve  ahlaki kural bu güne kadar oluşmamıştır.O nedenle  AKP ilçe teşkilatı  bu yazımızın direk konusu değildir.Geriye kalan ANAP,DYP,CHP ve MHP adı altındaki siyasi partilerin  yöneticileri  birkaç kuşak alaplılı olup,bir çoğu’da ticaretle uğraşmaktadırlar ve birbirleriyle akçeli akçesiz ilişkileri mevcuttur.Peki bu şartlar altında bu tanıma uymayan geriye hangi parti kalmaktadır.

Tabii’ki DSP

Çünkü  bu partinin  ilçe yöneticisi ve sekreteri olanlar yukarıda belirttiğim gibi doğma büyüme alaplılı olmadıkları gibi  herhangi bir ticari faaliyet ve feodal yapı içindede değillerdir..Dolayısıyle  kasaba politikacılığının görünmeyen ancak varlığını  hep hissettiren kurallarına bağlı olmamaları gerekir..Bu nedenlede seviyeli ve gerçek muhalefeti yapacak irade hem kendilerinde hemde teşkilatlarında mevcuttur..Fakat her nedense onlarda etkin bir muhalefet  sergilemiyorlar.Sadece bir şeyler yapmış  olmak için  muhalefet yapıyorlar.Aslında böyle olmaması gerekir.Alaplının ve yaşayanlarının sorunları had safhadadır.Bunun üstüne  yerel yöneticiler hala çağdaş kent olmaktan,modern bir şehir oluşturmaktan fütursuzca  bahsedebiliyorlarsa bu muhalefetin eksikliğinde aranmalıdır..En azından  bu söylemlerinin iki dönemdir dillendirildiği ancak  fiili durumda bir arpa boyu yol alınmadığı bu nedenlede bu söylemin  masal olduğunu, haykıracak yerin adresi bana göre   DSP’dir.Türkiyeyi bilemem ama alaplıda merkezde olmaları gerekir.Maalesef bu gün itibarı ile o konumdan çok uzakta durmaktadırlar.

Yarın seçim ortamına girildiğinde diğer partilerin muhatap olacağı   olumsuz sorularla  karşılaşmak istemiyorsanız,Ecevit’in ilke ve felsefelerini  yaşatmak istiyorsanız elinizi çabuk tutmanızı ve kendinizi diğer siyasi parti teşkilatlarından  halk gözünde görecelide olsa farklı kılacak cesur ve halkın sesi  konumuna getirmenizi öneririm. Yoksa birileri sizide sistemin partisi diye tanımladığı zaman bu imajı  ulusal egemenliğin tartışıldığı bu günlerde  red etmeniz dahada zorlaşacaktır.Daha açık bir dille oy istemek için alaplıda çalacağınız kapılar yüzünüze kapanabilir.Zamanınız varken stratejinizi yeniden belirlemenizde alaplıda var olduğunuzu hissettirmenizde  alaplı ve sizin için sayısız toplumsal yararlar vardır.Başarmak için’se cesaret ve devrimci bir ruh gerekmektedir.
Bakalım başarabilecekmisiniz  hep birlikte yarından itibaren izleyerek görecek ve ilerisi için  sizin içinde bir  karne tutarak o büyük günde tercihlerimizi bu gün yaptıklarınızla değerlendireceğiz.
Sevgilerimle..

20.12.2006



AYLA BAKKALLI
VE
Syn .ERDOĞANA İLETTİĞİ
MEKTUB



Bu hafta size  sizlere  Recep Tayip Erdoğan’a 2.temmuz. 2001 yılında Ayla Bakkallı aracılığıyla ABD’den gönderilen  bir mektuptan bahsedeceğm.Yalnız mektubun içeriğine geçmeden önce mektubu gönderen ve alan şahısları  biraz tanıtmak istiyorum.Çünkü mektubun içeriğini anlamamız ve daha iyi yorumlamamız  açısından gerekli olduğuna inanıyorum.Çünkü  mektup adeta bir memorandum (muhtıra,nota) niteliğinde kaleme alınmış.
   
İsterseniz önce Ayla Bakkallı denilen hanımdan başlıyalım.Kimdir bu Ayla Bakkallı !

Bakkallı: uzun yıllar önce ABD’ye yerleşmiş ve orada öğretim görevlisi olarak çalışan bir Türktür..Sadece öğretim göreviyle  yetinmemiş ve kendi adıyla anılan bir lobi şirketide  kurmuştur.Kurduğu bu  şirket CFR’nin  yani Dış ilişkiler konseyinin  denetimindedir. Şirketi,  ABD’nin eski Türkiye Büyükelçilerinden Abramoviç tarafından yönlendirilmekte ve denetim altında tutulmaktadır.Hepinizin bildiği gibi  Abromoviç CFR üyesidir ve aynı zamanda Yahudi asıllıdır.Sözün özü dünyayı küreselleşme adı altında  denetimleri altına alıp sömürmeyi kendi servetlerine servet katmaktan başka amacı olmayan emperyal’lerin  emrindeki kişilerden biridir bu abramoviç ..Ayla Bakkallı sadece bir lobi şirketinin kurucusu olmakla’da yetinmeyip dünya  sahnesinde bu kişi ve örgütler tarafından ilerisi için hazırlanmakta ve bu nedenle kendisine görevlerde verilmektedir.Bir örnek vermek gerekirse;

insan yerleşim birimlerinde yaşam kalitesinin artırılması'na yönelik projesi ile ilk kez Güney Afrikanın Johannesburg kentinde dünyaya takdim edilir ve dünyanın önde gelen kuruluş ve liderleride bu toplantıda mevcutturlar.

Tayip erdoğana gelince;

Siyaset yaşamına Necmettin Erbakanın partisinde İlçe başkanı olarak başlayan ve daha sonra aynı partiden İstanbul Belediye başkanı seçilen ve daha sonra Erbakandan ayrılıp AKP adı altında parti kuran ve 3 kasım 2002 tarihinde  tek  başına iktidar olup ülkeyi yöneten bir başbakandır ve halen görevini sürdüren bir kişidir

Bu kısa tanıtımdan sonra gelelim ikisini adının beraber geçmesine neden olan  olay mektuba.
Mektubun  metni aşağıdadır.Yalnız mektubu okurken çok dikkatli okumanızı  tavsiye ediyorum.Çünkü mektub kısa olmasına rağmen içerik açısından çok önemli,Buyurun  birlikte okuyalım;

"Mr. Erdoğan,
Sizin küreselleşme ile demokrasi ilişkilerini bağdaştırma yönündeki adımlarınız, Türkiye'ye kriz sırasında destek olan uluslararası güçler tarafından da kabul görecektir. Ankara,küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara  şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp, kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir...Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız..."

Belgede “dünya” kelimesiyle kastedilen, uluslararası güç merkezleridir. Yani dünya hükümeti kurmaya çalışan örgütlerdir. “Ankara” kelimesinden de Genelkurmay anlaşılmalıdır!


Şimdi ben sizlere yerimin darlığı nedeniyle sadece üç soru sormak istiyorum.

1 – Bu mektubun; ülkemizin  yönetilmesinde etkin olan bazı kanunların çıkarılmasında belirleyici yönleri olmuşmudur ?

2 –Diyarbakır Belediye Başkanı’nın  bölgemiz içinde kalan  işletmeleri belediyeye devredin türündeki açıklamalarının  nedenine sebeb olan küstahça cesaret kaynağının güç merkezi bu memorandumun yasalarımıza yansımasımıdır ?

3 –Bölge kalkınma ajansları bu memorandumda dile getirilen isteklerin bir sonucumudur ?


Sevgilerimle..


Not:Daha geniş bilgilenmek isteyenlere elimdeki bu konu ile ilgili tüm doküman ve kaynakları verebilirim…

27.12.2006





Nuri el Maliki ve Recep el Tayyibi… 10.01.2007
   
  Komşusu hastalansa geçmiş olsuna giden bir ulusun evlatlarıyız. Hangi ülkenin hastanelerinde uzun ziyaretçi kuyrukları olur; gönül koymak sözcüğü var mı acaba dillerinde ? Olamaz; bunlar bizi temsil ediyor olamaz. Sihirbazların uyutmasıyla bıçağı kendi boğazına dayamış kocaman bir ülke gibiyiz.
 
Irak’ta, Nuri el Maliki’yi; Afganistan’da, Hamid Karzai’yi işgalle iktidara getirdiler. Recep Tayyip Erdoğan’ı da sihirbazların hüneriyle.

 Kurşunu yiyen halklar uyanır da, sihirbazın uyutması hep uyur mu sanıyorsunuz ? Komşumuzun evini basıyor eşkıyalar, aile reisini bir bayram sabahı idam ediyorlar. Karısının, kızının ırzına geçip, oğullarını ve beşikteki bebelerini kurşuna diziyorlar.

 Gözlerimizin önünde oldu her şey; ata yadigârı ne var ne yok talan ettiler; çaldıkları uygarlık  atalarımızdan yadigârdı onlara. Bu iktidar bizi temsil ediyor olamaz; yedi diyar yabancı azıcık terlese, elimizi alnına koyup ateşini ölçen bir ulusun evlatlarıyız.

 Kuva-i Milliyecilerin idam fermanını imzalayan el; Saddam’ı idam eden cellattan farklı değildi. Biz bu eli tanıyoruz. Her insanın bir düşkünlüğü olduğu gibi, ülkelerinde var... Bilek güreşinde yenileceğini anlayan soysuz sömürgenler... Türkiye’yi sihirbazların hüneriyle secdeye yatırarak başımıza imam kılıklı haçlının papazını getirdiler.

 Irak’ta yaşananlar; Türkiye’nin 1919 yılında yaşadıklarından farklı mı ? Mustafa Kemal idam edilseydi eğer; Saddam Hüseyin’in idamına sevinenlerden farklı olmayacaktı sevinenler; işbirlikçiler,İslamcılar ve ayrılıkçılar. Olur mu, böyle olur mu ? Kurtuluş savaşlarına önderlik etmiş Türkiye,  Irak’lıların yanında değil de  işgalcilerin yanında olur mu ?  

 Bizi temsil ediyor olamaz bu iktidar…

 Orda  ipe çekilen yalnızca Saddam değildi, bizlerdik; mazlum milletlerdi. Dünyanın eşkıyasına yardım ve yataklık eden bu iktidar bizden olamaz. Tüm gazeteler, televizyon kanalları ve okuduğumuz öykü, roman ve şiirler içine gizli reklam alınmış gibi. Dişine kan bulaşmış köpeğin, mayasız eşkıyanın; yarın bize de saldırmayacağını kim garanti edebilir ?

 Komşumuzun evini yakıyor, kardeşleri birbirine boğazlatmaya çalışıyorlar ve bizler aynı coğrafyanın insanlarıyız ve hatta kendine ayrı ev açan bir evlattan farkı yoktur Irak’ın.Lohusa şerbeti kaynatıp komşunun gelinine götüren bir ulusun evlatlarıyız; bu nasıl bir iktidar ki; hamile gelinin ırzına geçiyorlar ırz düşmanlarının yanında yer alıyor.
 Avrasya’nın, Afrika’nın ve Mezopotamya’nın gün görmüş, soylu, kadim dostlarımız:
 Sıranın bize gelmesini beklemeyelim; Mustafa Kemal’i, mazlum ülkelerin biricik rehberi kabul edersek, gerisi kolay…Karacalara saldıran şerefsizlerin hiçbiri tok değil, sıkıca birbirimize sarılırsak açlıktan geberip gitmeleri zor değil..

 Unutma !..
 Saldıran hep açtır; saldırıya uğrayan güçlü..
  Namus sözü verelim: Birleşip, bu mayasız oğlu mayasızları inlerine ölüleriyle birlikte gönderirsek; ki kesinlikle göndermek zorundayız. Başkan denilen o eşkıyanın başı idam sehpasında sallandırılacak ve genlerinden gelen emirle birbirlerini yiyip uğursuz ülkeleri paramparça olacaktır.  
               
 Saddam Hüseyin’in kelime-şehadet getirmesine bile izin vermeyen cellatların süt ve sülalelerini anarak;  diyoruz ki:
 Yaşasın Irak direnişi !..  
  Kahrolsun ABD ve AB emperyalizmi !..

Hepinize iyi seneler dilerken yukarıdaki yazının bana ait olmadığı ancak içindeki anlam ve tanımlamaların ilerisini görme ve  şimdiki anı yaşama açısından önemli olduğuna inandığım için abonesi olduğum bir internet sitesinden köşeme aktardım.
Sevgilerimle…






İL BAŞKANI’nın
HATA YAPMA VEYA
YALAN SÖYLEME LÜKSÜ
VARMIDIR ?                                          17.01.2007

Başlığı okuyunca bazılarınızın  sen ne demek istiyorsun burası Türkiye,burada her şey olabilir ve hiç kimsede üstüne alınmaz,alınmadığı gibi  eski hamam eski tas  felsefesi ile yoluna devam ederler dediğinizi duyar gibi oluyorum.Fakat ben yinede yazmakta ısrarlıyım.Çünkü benim görevim bu.Sizin görevinizde yorumlamak ve bu ülkenin bir ferdi olduğunuzu’da kabul ediyorsanız  tavır koymaktır.
Asıl konuya gelince  iki hafta önce  Alaplı  Adalet ve Kalkınma Partisinin İlçe yönetimi; İl başkanının’da hazır bulunduğu ve topluca resim çektirerek basına’da servis yaptığı 2006 yılı  genel ve yerel bir değerlendirme toplantısı yaptılar.Kendilerine göre  yaptıkları  hizmet ve yatırımları belgelendirerek anlattılar.Bana sorarsanız havanda su dövmekten öte bir şey yapmadılar.Hele Alaplı için yaptıklarını anlatan bölüm evlere şenlik türündendi.Çünkü Alaplı için  hiçbir şey yapılmamıştı.Her zaman belirttiğim gibi  doğal gaz ve Kanalizasyon projesi kendilerinin değil  İller bankasının yatırım pörtföyü içinde’idi.Onu’da  insanları  mağdur ederek kendilerinin tabiri ile çağdaş şehircilik anlayışından çok uzakta şehrin görünüşünü orta çağ kasabalarına çevirerek  yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.Otobüslerin özelleştirme olayı’ise apayrı bir konu.Şöför esnafı   kendilerinin aldatıldığından ve sorunlarına Belediye tarafından ilgi gösterilmediğini söylerken.halk’ise apayrı sorunlarını dile götürüyor.Uzun lafın kısası toplu taşımacılık hizmetinin hizmet veren ve alan tarafları şikayetçiler.Ancak çözüm makamı ortada yok.Benim gelmek istediğim asıl nokta 2006 yılı değerlendirme toplantısında  Adalet ve Kalkınma
Partisinin İl başkanı’nın 10.01.2007 tarihli Sınır gazetesinin ikinci sahifesinde’ki AK Parti hesab verdi haberinin içindeki açıklaması.. İl Başkanı aynen şunları söylüyor:

Bizim iktidar dönemimizde İMF’den bir kuruş para alınmadığı gibi,borçlarımızdan 10 milyar dolar ödeme yaptık.

Bu yazıyı okuyunca gözlerim faltaşı gibi açıldı..İnternette araştırma yaptığım saygın ve resmi siteler bu yazının tam tersini  söylüyordu.Buyurun doğru bilgileri lütfen okuyun….

Birinci kaynak…
Türkiye, 2003 yılında 1 milyar 681 milyon, 2004 yılında 1 milyar 163 milyon, 2005 yılında 2 milyar 425 milyon dolarlık kredi kullanımı gerçekleştirdi
7.2 MİLYAR DOLAR DAHA KULLANILACAK 2005 yılında imzalanan üç yıllık stand by anlaşması kapsamında IMF üç yılda Türkiye’ye yaklaşık 9.6 milyar dolarlık yeni kredi kullandırmayı taahhüt etti. Sözkonusu kredinin 2.4 milyar doları geçen yıl kullanıldı. Geri kalan 7.2 milyar dolarlık kredinin de (5 milyar SDR) 1 Mart 2008’e kadar kullanılması öngörülüyüor. Kaynak  (Ankara Ticaret odası resmi web sitesi)
İkinci kaynak
14.12.2006 tarihli ve İMF’den hala borç alınıyor başlığıyla Ufuk Söylemez’in yazısının sonundaki  rakamlar….( Kaynak  http://www.internethaber.com/author_article_detail.php?id=4708 )


Yıl   İktidar   Miktar
2003   AKP   1.7 milyar dolar
2004   AKP   1.2 milyar dolar
2005   AKP   2.3 milyar dolar
2006 / 9   AKP   1.8 milyar dolar
+______________
7.0 milyar dolar


Benim okuduğum ve kısa sürede bulduğum kaynaklar İl Başkanının söylediğinin tam tersini söylüyorlar.Karar sizlere ait…Burada belirtilmesi gereken  iktidar döneminde ödenen borçlar var.Yalnız 10 milyar dolar değil.23 milyar dolar.Kaynağı aşağıda…

Üçüncü kaynak
AKP Hükümeti döneminde IMF’den alınan toplam 7 milyar dolarlık krediye karşılık, geriye 23 milyar dolarlık anapara ve faiz ödemesi yapmışız!!! ( Doç.DR.Mete Gündoğan –Milli gazete 24.12.2006  )            

Küçük bir not : İMF’nin verdiği ve vermeye devam edeceği krediler için biz neleri taahhüt etmişiz.İsterseniz bir araştırın.Çünkü bu taahhütler bizler için yani halk için biraz daha fakirlik,biraz daha açlık,biraz daha işsizlik,biraz daha insanlık değerlerinden uzaklaşmak anlamına gelirken, bazıları içinde  biraz daha zenginlik,biraz daha rant,biraz  daha vurgunculuk anlamına geliyor..

Uyan ey halkım….
Sevgilerimle….

NOT ;Yerimin darlığı nedeni ile ancak bu kadar belgeleyebildim.İsteyenlerle paylaşmaya hazırım.




STALİN TAVUĞU   24.01.2007



Merhaba sevgili okuyucular.
Bu hafta sizleri hem güldürmek hemde düşündürmek için bir hikaye anlatacağım.Biliyorsunuz türkiyede gündemi yakalamak hem çok kolay hemde çok zor.Bir bakıyorsunuz gündeme düşen bomba gibi bir haber veya olay çok kısa bir süre sonra  örneğin birkaç saat hatta dakikalar sonra  gündeme düşen veya getirilen başka bir haber veya olayın sonucu bayatlıyor.Tabii bu bilerekmi yapılıyor yoksa olağan bir tempoda kendiliğindenmi oluşuyor buna karar vermek zor.Yalnız karar vermenizi sağlamak için  şöyle küçük bir anektodu sizlerle paylaşmak isterim.

Ülkemizde  iddialı bir futbol maçı olsa  kamuoyu; hayırlısı allahtan inşALLAH yine  zamlar yağmur gibi gelmeye başlamaz derdi.İşin garibi gerçekten öbür gün sabah zam haberleri gazetelerin birinci sahifelerinde arz-ı endam eder yani boy gösterirlerdi.

İşte ben bu yüzden halkımızın sağduyusuna ve  umulmadığı anlarda umulmadık tavırlarına hep güvenmişimdir.Çünkü  Anadolu diye adlandırılan bu topraklar bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış ve bu nedenle kadim ve yıkılması imkansız kültürler  üretmiş ve bunları günümüze kadar aktarmayı bilmiştir.Gerçi son zamanlarda bu yapıyı çökertmeden Ülkemizi ve insanlarını diz üstü çökertmenin imkansız olduğunun anlayan Mehmet Akif Ersoy’un ölümsüz dizelerinde hayat bulan medeniyet dediğin tek dişi kalmış Emperyalizm artıkları ve onları içimizdeki uzantıları küreselleşme adı altında yeni bir maskeye bürünerek yeniden saldırıya geçmişledir.Ne yaparlarsa yapsınlar,televizyon kanalları ile  gazeteleri ile veya sivil toplum örgütleriyle ağızlarından salyalar akıta akıta saldırsalar bile bundan tam 84 yıl önce yedikleri türk tokatını yine yiyecekler ve bu ülkenin insanları yine dünyanın mazlum ve ezilmiş ülkelerinin halklarına umut ve cesaret kaynağı olacaklardır.Bundan ismim kadar eminim..

Tablonun bütününe bakmayıp bir kesitini görenler ve bizimde öyle görmemizi isteyen ne yazıkki adlarının önlerine  aydın tabirini koyan bazı gayri milli aydınlar süslü püslü laf salataları ile veya kendilerine sipariş verilen tarzda kalemlerini sallayarak bu halkı kandırdıklarını veya kandıracaklarını sanıyorlar.Bunada daha çok demokrasi daha çok özgürlük,küresel  düzenle daha çok bütünleşme diyorlar..Ülkenin veya Ülke halkının çıkarına olmayan bir olay veya uygulama oluşsa ellerini ovuşturarak bir mevzi daha kazandık diye  fildişi kulelerinde birbirlerini tebrik ediyor ve büyük ağabeylerine yalakalık yapıyorlar.
Ancak  Ulu Önder Atatürk’ün şu veciz ve strateji  dersi veren sözünü unutmuş görünüyorlar..

Hattı müdafa yoktur,sathı müdafa vardır.Satıh’ise tüm vatandır

Neyse yine biraz uzattım galiba
Hadi şimdi hep birlikte hikayemizi okuyalım…..

Sevgilerimle…


Stalin Tavugu

Stalin en sadist cinayetlerini planladığı calisma odasına yakın dostlarını toplamış sohbet ediyordu. Votka şişelerinin biri gidip, digeri geliyordu.
Kafalar iyice dumanlanmıştı. Stalin  gozlerini etrafinda dalkavukluk yarışına girmiş adamlarina cevirerek sordu:
- Saçını ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, burokraside ağartmış dostlarım...
Soyleyin bakaıim halkın yönetime baş eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi icin yöneticiler ne yapmalı, nasıl davranmalıdır?
Her dumanlı kafadan bir ses çıktı… Kimisi adaletten, haktan söz etti..
Kimisi demokrasiden. ... Kimisi sürgünden, sehpadan, hapisten...
Kitlesel cinayetlerin  katili Stalin, begenmedi adamlarının izahatlerini. ..
Bir kadeh daha votka çekerek şöyle dedi:
- Yönetimi eline geçiren hükümdarin Tanrıdan pek farkı yoktur! Halkın karşınızda  baş eğip durması için ne yapmanız gerektiğini durun da şu beyinsiz kafalariniza çivi gibi çakayim...
Hemen hizmetcileri çağırıp emretti.
- Çabuk bana bir tavuk getirin...
Aceleyle bir tavuk kapıp getirdi adamları...
Stalin, kafaları iyice dumanlanmis adamlarının gözleri önunde başladi canli canli tüylerini yolmaya tavuğun,... Bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıverdi, lider...
- Simdi izleyin bakalim nereye gidecek bu şaşkın tavuk...
Zavallı tavuk bu azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan dışarı canımı atayım diyor, soğuktan tir tir titriyor... Masaların altına giriyor, köşeli masa ayaklari canını yakıyor... Duvar diplerine koşuyor teleksiz, tüysüz kanatları yara bere içinde kalıyor... Şömineye yaklaşıyor tüysüz derisi kavruluyor.. . Çaresiz, tüylerini yolan Stalin'in bacakları arasına saklaıip, sığınıyor...
O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp önüne tane tane atıveriyor yolunmuş tavuğun... Yemlenen tavuk, Stalin nereye yönelse peşinden koşuveriyor. . Agızlari bir karış açik kalan dostlarina bakıp, pos bıyıklarının altından gülerek şoyle diyor Stalin:
- Gördünüz mü, Halk dediginiz topluluk bu tavuk gibidir. Tüylerini yolup al ve serbest bırak... O zaman yönetmek kolay olur...
Stalin'in sofra dostları hayretler icinde kalıp " Vay anasina birader...Adamdakı akıla bak..." diye başlarini sallıyorlar.... .

Bu gercekten olmuş mu, yoksa uydurulmus bir öykü mü bilmem. Ancak "Stalin'in Tavugu" diye bir tabir var... Bu tabire uyan nice halk, nice yönetici görmedik mi biz de şu kısacık hayatımızda. ..

Hele de, tüylerimiz yolundukca AB liderlerinin bacakları arasına girip, ara sıra önümüze serpiştirdikleri yemlerin peşinden koştukca...

Aklima hep bu hikaye geliyor! ! !




TÜTLER ÜRPERTİCİ BİR BELGE


21 Ağustos 2001 günü gazetelerin birinci sayfalarında Erdoğan 'ın bir konuşması yayımlandı...

Recep Tayyip'in söyledikleri ilginç!..

Madde madde diyor ki:
1) ''Laiklik tabii elden gidecek..''
''Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, diye!.. Yahu bu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek!.. Sonra nedir bu laiklik ALLAH aşkına?.. Bu ne menem şey?.. Çıkıyor İçişleri Bakanı, 'Devlet dine karışır' diyor. Eeee.. gerisini niye söylemiyorsun?.. Din devlete karışır demiyorsun!..''

2) ''Laik ve Müslüman olunmaz..''
''Hem laik hem Müslüman olunmaz..
Ya Müslüman olacaksın ya laik..''

3) ''Egemenlik ALLAH'ındır..''
''Ben Müslümanım, diyenin tekrar yanıma gelip bir de aynı zamanda laikim, demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın yaratıcısı ALLAH kesin hâkimiyet sahibidir. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' lafı koskoca bir yalan!.. Egemenlik kayıtsız şartsız ALLAH'ındır.''

4) ''AB'ye girmeyeceğiz..''
''Avrupa Birliği'ne girmek için koşturuyorlar. Onlar da bizi almamayı düşünüyorlar. Eeee.. biz de girmemeyi düşünüyoruz. AB'nin asıl adı Katolik Hıristiyan Devletler Birliği'dir.''

5) ''Anayasayı sarhoşlar hazırladı..''
''Kaptıkaçtı maptıkaçtı, ( Prof. Orhan Aldıkaçtı ) anayasayı hazırlıyorlar, adamlar ayık kafayla hazırlamıyorlar bunu; sonra iki senede deliniyor.''

6) ''Ümmetçilik tutar..''
''Yahu bu milletin bütünlüğü 'Ne mutlu Türküm diyene' ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı 30'u aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu.
Biz de inanç birliği ile tutacağız.''

7) ''Terör Meclis'te..''
''Terörü Cudi dağlarında arıyorlar; terör Meclis'in içinde!.. Orada halledilmeli!..''

8) ''Doğumları kadın yaptıracak..''
''Doğumevlerinde yalnız kadın doktorlar çalışacak!.. Öğretmenlikte yetişmiş başörtülü kızlarımız var; şimdi işe alınmayan bu başörtülü kızlarımız anaokullarında yavrularımızı yetiştirecek...''

9) ''Hazmettirerek geliyoruz..''
''Türkiye Cezayir olur mu, diye soruyorlar. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz. ALLAH'ın izniyle!.. Şimdi artık millet yalnız aktörleri değil, senaryoyu da değiştirmeye talip!.. Bu çalışmalarımız senaryoyu değiştirme çalışmalarıdır. Biz onun için geliyoruz. Bu düzenin koruyucusu olamayız; bu mümkün değil. Bu hukuku hazırlayanlar, bu düzenin kaldırılmasının maşası olacaklar.''

10) ''Kıyam başlayacak..''
''Bir buçuk milyar nüfuslu İslam âlemi Müslüman-Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor...
Ayağa kalkacağız.. Işıkları göründü, ALLAH'ın izniyle kıyam başlayacak!..''




Bugünkü Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 1996'da yaptığı bu konuşma, 2001'de tüm gazetelerde yayımlandı; harfi harfine kanıtlanmış bir gerçek belgedir.

Peki, Erdoğan değişti mi?..
Yoksa takıyye mi yapıyor?..

Başbakan'ın tutumuna bakarsanız bir değişiklik olduğu söylenebilir; AB'ye girmek yolunda dönüşüm var; ama, bir taktik mi, zaman kazanmak mı, 'Nasıl olsa bizi almazlar' mantığı mı geçerli?..
Başbakan Recep Tayyip adına kimseye güvence verebilecek konumda değilim; bunu yalakaları yapıyorlar...
Ancak şu söylenebilir:
Erdoğan hiçbir zaman bir özeleştiri yaparak değiştiğini açıklamadı.

Cumhuriyet 17.07.2004
PENCERE
İLHAN SELÇUK


Bu yazıyı dikkatli olarak bir kez daha okuyup seçimlerin yaklaştığı şu dönemde bizlere düşen sorumluluğun ne kadar  büyük  olduğunun  ayrımına varın sevgili okuyucularım..
Sevgilerimle..07.02.2007

Seo4Smf Tagleri:
 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
295 Gösterim
Son İleti Eylül 12, 2006, 10:06:21 ÖS
Gönderen: selman6767
0 Yanıt
441 Gösterim
Son İleti Mart 06, 2007, 07:34:53 ÖS
Gönderen: kyazici
18 Yanıt
2095 Gösterim
Son İleti Kasım 29, 2008, 07:41:50 ÖS
Gönderen: SonOsmanlı
0 Yanıt
464 Gösterim
Son İleti Nisan 02, 2007, 05:07:43 ÖÖ
Gönderen: kyazici
3 Yanıt
572 Gösterim
Son İleti Ekim 23, 2008, 01:11:33 ÖS
Gönderen: sima67