« : Mayıs 06, 2011, 03:24:06 ÖÖ »
Miladi takvimle6 Mayıs günü Hıdırellez’dir. Hızırgünleri yani yaz mevsiminin başlangıcı sayılan 6 Mayıs günü, Rumî senede Nisan ayının yirmi üçüncü gününe rast gelir. Bilindiği üzere Rumî takvimde yıl,HızırveKasım(yaz ve kış) günleri olarak ikiye ayrılır. Mayıs ayının 6’sında Hızır ile yaz başlar, 186 gün sürer. Kasım ayının 8′ine kadar devam eder ve bundan sonra kış başlar. 179 gün sürer. Şubat’ın 29 çektiği artık yıllarda ise 180 gün olur. Hıdırellezdenmesinin sebebi; çeşitli dini kaynaklarda Mûsâaleyhisselâmın ümmetinden bir velî veya peygamber olduğu bildirilen veKur’ân-ı Kerîm’de,“Kullarımızdan bir kul…”(1) diye anılanHızır‘ın (Hıdır) kurak bir yerde oturması ile o yerin yeşerip dalgalanmaya başladığı, hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Bu sebeple yaz başlangıcında ortalığın yeşermeğe başladığı güne yeşil mânâsına gelenHıdır günü,yine bu gündeHıdırileİlyâs‘ın (aleyhimesselâm) buluştukları rivâyeti sebebiyle deHıdırellezdenmiştir. Dinî kaynaklarımız,Hz. HızırveHz. İlyâs’ınALLAH Teâlâ’nın sevgili kullarından olduğunu haber vermekle beraber onlar adına mukaddes bir günün varlığını bildirmemektedir. Hıdırellezgünününİslâm’da dînî bir hüviyeti ve kudsiyeti yoktur. O bakımdan 6 Mayıs’ta dinimizin tasvip etmediği tarzda kutlamalarda bulunmak, eğlenmek haramdır. HIZIR VE İLYAS ALEYHİMESSELÂM KİMDİR VE NE HÂLDEDİRLER?Hızır aleyhisselâm, peygamber olması kuvvetle muhtemel, ilim ve hikmet sahibi bir zâttır. Tasavvuf erbâbına ve hadis âlimlerine göreHz. Hızırhayattadır, diridir. NitekimMuhyiddîn-i Arabî (k.s.) Fütuhât-ı Mekkiye’sinde Hızır aleyhisselâmın hayatta olduğuna dair bilgiler verir.İbn Salâhveİmam Nevevîgibi bazı zâtlar da Hızır aleyhisselâmın yaşadığı hakkında büyük âlimlerin görüş birliğinde olduklarını nakletmişler… Ve yeryüzündeâb-ı hayat’ın(hayat suyu) var olduğunu, ondan içenin kıyâmete kadar hayatta kalacağını,Hızıraleyhisselâmın da ondan içtiğini haber vermişlerdir. Hızır (Aleyküm Selam.) bazı kimselere görünür, darda kalanlara yardım eder, hayırlı ve güzel yerlerde bulunur. KimiALLAH dostları,sıkıntılı anlarda,Hızıraleyhisselâmdan istimdat için zaman-zaman aşağıdaki beyti okumuşlardır. Edrik Ebe’l-Abbas ennî münhasır Seyyidî Belyâ’bni Melkâni’l-Hızır (Lâ edrî) Meali: Efendim Belyâ, Melkân’ın oğlu Hızır! Yetiş ey Ebu’l-Abbas, sıkıntıdayım, demektir. Açıklama: “Belyâ” Hızır aleyhisselâmın adı,“Melkân” babasının adıdır. Künyesi de, “Ebu’l-Abbas”tır. Tarîk-ı Nakşî Müceddidin kolu silsilesinin 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Silistrevi(k.s.) hazretlerinin, ders arasında bazan, hem yukardaki beyti hem de şu beyti cezbeli bir tarzda okudukları, talebeleri tarafından nakledilmektedir… Edrik Ebe’l-Kaasım, ennî münhasırun; Seyyidî Muhammedü’bni Abdullâhi’bni Abdü’l-Muttalib, hüve’n-nûr. Kur’ân-ı Kerim’deHızıraleyhisselâmın isminden açıkça bahsedilmez. AncakKehf sûresinin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâile alâkalı kıssada, “Kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.”(2) diye bahsedilen zâtınHızıraleyhisselâm olduğu anlaşılmaktadır. Zira bizzatPeygamber Efendimiz’den (Selamun Aleyküm.v.) gelen sahih hadislerde, bu şahsın Hızır aleyhisselâm olduğu açıkça belirtilmiştir.(3) Dilerseniz sözü fazla uzatmadanHicrîikinci bin yılın müceddidiİmâm-ı Rabbânî Ahmed Farukî es-Serhendî(k.s.) hazretlerine bırakalım. Yazdıkları bir mektupta o şunları anlatıyor: “Arkadaşların, Hızır’ın(alâ nebiyyinâ ve aleyhimü’s-salâtü ve’s-selâm)ahvâlini sormalarının üzerinden belli bir zaman geçti. Ancak fakîr, lâyıkı veçhile onun ahvâline ıttılâı olmadığından(gerekli ve tatminkâr bir bilgiye sahip bulunmadığımdan)dolayı cevap vermekte tevakkuf ettim(durup bekledim). “Bir gün sabah halakasında(zikir meclisinde), Hz. Hızır ve İlyas’ı(aleyhimesselâm),rûhânîler sûretinde hazır vaziyette gördüm. Hızır aleyhisselâm, rûhânî bir ilkâ(kalbime gelen bir hitâb)ile şöyle dedi: – “Biz, ruhlar âlemindeyiz. Hak sübhânehû ve teâlâ hazretleri, ruhlarımıza öyle kâmil bir kudret verdi ki; biz, cisimlerin şekil ve sûretlerini alıp onlar gibi olabiliriz… Ve bizden de, bu sûret ve şekillerini aldığımız cisimlerden meydana gelen cismânî harekât ve sekenât yani duruş ve davranışlar, cesede ait ibâdet ve tâatler de aynen meydana gelir.’ “Bu esnâda ben, – “Siz namazı İmam Şâfiî’nin (rh.) mezhebine göre kılıyorsunuz’ dedim. “O da şöyle cevap verdi: – “Biz şerîatlerle mükellef değiliz; lâkin kutb-i medâr’ın (4) mühim işlerinin görülmesi bize bağlıdır, o da İmam Şâfiî mezhebi üzeredir, dolayısıyla biz de onun arkasında İmam Şâfiî’nin (rh.) mezhebine göre namaz kılarız.’ “İşte o zaman anlaşıldı ki; onların ibâdet ve tâatlerine mükâfat terettüb etmez (sevab yazılmaz, ecir ve mükâfat verilmez).Onların ibâdet ve tâatleri, tâat ehline muvâfakat (uygun olma) ve ibâdetlerin sûretine riâyet içindir. “Ve yine anlaşıldı ki; velâyet kemâlâtı Şâfiî fıkhına, nübüvvet kemâlâtı ise Hanefî fıkhına uygundur. “İşte bu sırada,Hâce Muhammed Pârsâ’nın (k.s.), kendisinden naklen Fusûl-i Sitte’de zikrolunan, ‘İsaalâ nebiyyinâ ve aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmyeryüzüne indikten sonra Ebû Hanîfe’nin(rh.)mezhebiyle amel eder’sözünün hakikati de anlaşılmış oldu. (Mümkündür ki bu cümle,İsaaleyhisselâm ileİmâm-ı A’zâmhazretlerinin ictihadlarının benzerliği dolayısiyle söylenmiştir. YaniHz. İsa’nın ictihâdı, İmâm-ı A’zâmhazretlerinin ictihâdına uygun olacak; ama onu taklid etmeyecektir. Zira onun şânı, ümmet ulemâsını taklid etmekten yana yücedir.) (5) “Yine bu esnada, onlardanyardım istemekveduâ taleb etmekhatırıma geldi. Hızır aleyhisselâm da, – “Hak sübhânehû ve teâlânın inâyeti(lûtuf ve yardımı),bir şahsın hâlini şumûlüne alıyorsa(onu ihâta ediyor, kuşatıyorsa),ona biz karışamayız, tesir ve nüfûzumuz olmaz’dedi. “Âdeta onlar, kendilerini aradan çıkarmış gibiydiler. “Hz. İlyas alâ nebiyyinâ ve aleyhi’s-salâtü ve’s-selâma gelince; o bu esnada hiç konuşmadı.”(6) “Hazret-i Hâce Muhammed Pârsâ (k.s.), ‘Hızır’ın (alâ Nebiyyinâ ve aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) rûhâniyeti, ledünnî ilimlerin gelmesinde vâsıtadır’ dedi. “Görünen o ki; bu söz, mâneviyat yolculuğundakibaşlangıçveortahâllere nisbetle söylenmiştir. Zira açık keşfin şehâdet ettiği gibi, mühtehînin yani mânevî yolda başlangıç ve orta menzilleri aşmış olansondakilerinmuâmelesi/durumu bir başka şeydir. Bunun doğruluğunu,Şeyh Abdülkadir Geylânî’den (kaddesallâhü teâlâ sırrahû) yapılan bir nakil de kuvvetlendirmektedir. Bir gün o minbere çıkmış, ilimleri ve ma’rifetleri açıklıyordu. Bu esnada oradanHızıraleyhisselâm geçmekteydi. Şeyh ona seslenerek şöyle dedi: “Ey İsrâilî, gel de Muhammedî kelâmı dinle!’ “Şeyh’in bu ifâdesinden de anlaşılmaktadır ki, Hızır (Aleyküm Selam.) Muhammedîler’den değil, geçmiş milletlerdendir. Hâl böyle olunca, o nasıl Muhammedîler’e vâsıta olabilir?”(7) HZ MUSA VE HIZIR ALEYHİMESSELAM Kehf suresinde geçen ilm-i ledündersini aldıktan sonraMusaaleyhisselamHızıraleyhisselama, - “Bu ilmi sana Rabbim hangi amelin karşılığında verdi? Onu bana öğret de, ben de onunla amel ederek bu ilmi elde edeyim”dedi.Hızır(Aleyküm Selam.) da, - “ALLAH için, mâsiyete sabr etmem sayesinde”diye cevap verdi. (Şuabü’l-İman) HIZIR (Aleyküm Selam.) KİMLERLE BULUŞUR?Ali Darîrihazretleri,Hızıraleyhisselâmın dünyada bir kimseyi dost edinip, onun ziyaretine gelmesi için dört şart vardır, buyuruyor: 1. O kimse, her halükârda Rasûlüllah’ın sünnetine uyan biri olacak. 2. Kalbinde dünyaya karşı bir his ve ihtiras asla olmıyacak. 3. Bütün Müslümanlar için temiz bir duyguya ve kalbe sahip olacak. 4. Hile, haset, kin gibi duygular içinde asla olmıyacak.Devamla buyurdular ki:Bu şartlar kendinde olmıyan insan, ibadetle melekleşse bile, yine Hızır (Aleyküm Selam.) ona uğramaz ve onunla arkadaşlık te’sis etmez.(8) Kaynak:
(1) el-Kehf, sûresi, 18/65
(2) el-Kehf sûresi, 18/65.
(3) Buhârî, Sahîh, İlim, 16, 44.
(4) “Kutb-i medâr“ın açıklaması için bkz. “Kutub kimdir, Kutb-i irşad kime denir?” başlıklı yazımız.
(5) el-Mektûbât, İmâm-ı Rabbânî, 2, 55.
(6) el-Mektûbât, İmâm-ı Rabbânî, 1, 282.
(7) el-Mektûbât, İmâm-ı Rabbânî, 2, 55.
(8) Tabakatü’l-Kübra, C. 4, S. 1683.
Cumanız Mübarek Olsun 
« Son Düzenleme: Mayıs 17, 2011, 08:09:30 ÖS Gönderen: DESİNLER »

Kayıtlı