Şeyh Edebali'den Osman Bey'e öğütler

+ AlapliForum » Edebiyat & Fıkra & Hikaye » Hikaye ve Yazılar (Moderatör: Denge_35)Konu:
|- Şeyh Edebali'den Osman Bey'e öğütler
Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Gönderen Konu: Şeyh Edebali'den Osman Bey'e öğütler  (Okunma sayısı 860 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alaplılı Eko

  • Administrator
  • Albay
  • *****
  • 2125
    İleti
  • PRESTİJ +1600/-10
  • Cinsiyet: Bay
  • Kendini Bilen'e Kural Gerekmez
Şeyh Edebali'den Osman Bey'e öğütler
« : Ara 05, 2014, 07:24:26 ÖS »
Şeyh Edebali'den Osman Bey'e öğütler
 
 Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

 Dînî bilgileri bize açıklayan, Kitab-ı Mübîn’i bize gönderen, işlerin yürütülmesinde bizlere hükümler koyan, helâl ve haramı açıklayan Allah’a sonsuz hamd ve senâlar olsun. O’nun dünyada hüküm olarak koyduğu prensiplerle yaratılmışların hakları kesin olarak tesbit edilmiş, hukukun kuralları bunlarla sabit olmuş, insanlık için takdir ettiği şeylerin en güzelleri ile hükmetmiş ve hükümleri kuvvetlendirmiştir. O’na, takdir ettiği ve bizlere bıraktığı şeyler için hamdolsun.

Allah’ın emirlerini açıklayan, bunlarla hakkı öğreten ve ayakta tutan Resûlü Muhammed (s.a.v)’e, âline, aile fertlerine ve eshabına salât ve selâm olsun.

Allah’ın hükümleri, işlerin yürütülmesi için en uygun olanıdır. İlâhî hükümlerin bütün işlerle kaynaşması, insanların siyasetle ve yönetim işleriyle meşgul olmalarına rağmen bu hükümlerden uzaklaşmalarını ve yüz çevirmelerini önler. Hukukçulara, İlâhî hükümlerdeki hukukî yolların bilinmesi, onlardan istifade, yerine getirilmesi gerekli olanların yerine getirilmesi için, kazâ işlerinin çözümünde, adaletin tevziinde hakkaniyet ve insaf esaslarının araştırılması, bu esaslara uyulması için gerekli olan işlerin irdelenmesi elzem olan konulardır.

Bundan böyle şübhesiz ki, Allah gönderdiği dinden idarî hükümlerin, kaidelerin çıkması uygun olan görüşte fikirlerin birliği için Hz. Peygamberin şerefli bir ümmeti olan müslümanlara kudretini açıkladı, güzellikleri saydı, kendi hoşnutluğunun nerede olduğunu gösterdi. O’nun kuralları, siyasî ve idarî işlerin yürütülmesi, İslâm Toplumunun her türlü ihtiyaçları için yeterlidir. Riyaset, bu hükümlerin yürütülmesi için devletin temel müessesesidir. Toplumun uyacağı kaidelerin tatbiki ancak onun yani, İslâmî Riyasetin başta bulunmasıyla mümkündür. İslâmî Riyaset, umumun işlerini tesbitte, yürütmede, toplumun yararına olan işleri yapmada bu kurallara başvurur ve ancak onlarla yürütebilir.

İslâmî Riyasetin tesbiti hayatî öneme haizdir. İslâmî Riyaset, merdiven aralığında ve kapalı kapılar ardında üç-beş dalkavuk tarafından tesbit edilemez. Tesbit edildiği sınırlı çevrelere duyurulmuş bile olsa hiç bir meşrûiyyeti yoktur ve bâtıldır. Ehlü’l hal ve’l- Aktın buna sükûtu günahı ve  vebali mucibtir.

İslâmî Riyaset tesbitinde olmazsa olmaz üç şart vardır. Bunlar; Şûra, Seçim ve Biat’tır. Bu şartlar tahakkuk ettirilmediği takdirde kişilerin kendi kendilerini Riyaset Makamında vehmetmesi gayri meşrûdur ve bâtıldır yani yok hükmündedir. Böyle bir gayri meşrû oldu bittiye konuşarak veya susarak tasvipkâr tutum ve davranışlar içinde bulunanlar ağır vebal altında olurlar.

İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v) şöyle buyurmuştur;

-“Benden sonra bir kısım idareciler sizi idare edecektir. İyiler iyilikleriyle, kötüler de kötülükleriyle sizi idare edecektir. Hakka uygun olan her hususta onlara itaat edin ve dinleyin. İyilik ederlerse bu, hem sizin için hem de onlar için iyidir. Kötülüklerde bulunurlarsa sizin lehinize, onların ise aleyhinedir.”[/i]

Diğer taraftan bilge insanlar da şu tesbiti yapmaktadırlar;

-“İnsanların cahilleri idareci olduğunda, insanlar kötülüklerden, anarşiden kurtulamıyacağı gibi sürur ve rahatlığı da bulamıyacaklardır.”

Örnek olması bakımından tarihin derinliklerine giderek, kadim Osmanlı Devletinin oluşumunda cereyan eden Riyaset olayına ve Reis adayına yapılan nasihatlara bir göz gezdirelim. Kim bilir, birileri belki örnek alır da kendilerine çeki düzen verirler.

Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra, Anadolu`da bir çok beylikler oluşmuştur. Bu beyliklerden en küçüğü de Osmanlı Beyliğidir.

Ertuğrul Bey’in yönetiminde kuruluş çalışmaları başlatılmış, Ertuğrul Gâzî’nin ölümünden sonra başa geçen oğlu Osman Bey de kendi ismiyle anılan Osmanlı Devletini resmen kurmuştur.

Osmanlının bu kuruluş yıllarında yaşamış İslâm Âlimi Şeyh Edebali fikirleriyle Osmanlının varoluş felsefesinin oluşmasına büyük katkı koymuştur.

Şeyh Edebali’nin düşünce ve fikirleri adeta Osmanlı Devlet Felsefesi’ni oluşturmuş, özellikle devleti yönetenlere verdiği öğütlerle de günümüzde bile bu öğütlerin ne kadar geçerli olduğu ve öneminden hiç bir şey kaybetmediği görülmektedir.

İşte Şeyh Edebali’nin Osman Gâzî’ye verdiği öğütlerden bir demet;

Ey Oğul!

Artık beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana… Suçlamak bize; katlanmak sana… Acizlik ve yanılgı bize; hoş görmek sana… Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana… Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana… Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek ve şekillendirmek sana…

Ey Oğul !
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah-ü Teâlâ yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın, uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşların kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız, tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Ey Oğul !
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelâmlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgârlarında savrulur gidersin… Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkâr ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz, ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

Ey Oğul!
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. annen i ve atanı say!.. Bil ki, bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur çöllere dönersin. Açık sözlü ol!.. Her sözü üstüne alma!.. Gördün, söyleme; bildin deme!.. Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı!.. Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, gözü pek, kahraman) derler.

Ey Oğul!
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendi nefsidir. Dost ise, nefsini tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke, sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar… İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca lâflamaya başlar. Lâf, dedi-koduya dönüşür. Dedi-kodu başlayınca da gayri iflâh etmez. Dost, düşman olur; düşman canavar kesilir!..

Ey Oğul!
Kişinin gücü günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur.

Hayvan ölür semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem ve kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey, memleketten öte değildir. Bir savaş yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya dinlenmeye hakkımız yok. Çünki, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi başkasına danışmaz, yalnız başına kalsa da… Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin.

Sevgi, dâvânın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez, görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.


Osman!
Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma. Unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın.
Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, Devlet yaşasın!..


ŞEYH EDEBALİ’DEN ALTIN SÖZLER

- Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.

- Saygısızla dost olma: Usûl bilmez, âdab bimez, sınır bilmez; üzülürsün.

- Aç gözlüyle dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün.

- Görgüsüzle dost olma: Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.

- Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahvâl bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.

- Ukalâ ile dost olma: Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün.

- Nâmertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.

- İlim bil, irfan bil, söz bil.

- İkram bil, kural bil, doyum bil.

- Usûl bil, âdâb bil, sınır bil.

- Yol bil, yordam bil.

- Hal bil, ahvâl bil, gönül bil.

- Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.

- Mert ol, yürekli ol.

- Kimsenin umudunu kırma.

- Sen seni bil, ömrünce bu yeter sana!..
[/size][/font]

Seo4Smf Tagleri: şeyh edebaliden osman beye öğütler